30 Ocak 2011 Pazar

Yüreğini Koy Ortaya !

Arkandaki rakiplerin hepsi puan kaybederken sen kazanıyorsun, liderle puan farkı daha iki haftada dokuzdan dörde iniyor. Ama yüzümün gülmesi, içimin adeta kıpır kıpır olması bundan değil. Çünkü haftalardır, aylardır bu azmi, isteği görmeyi bekliyorduk sahada. Maçın başından sonuna kadar mücadeleyi asla bırakmayan, sahada basmadık yer bırakmayan, hepsi çubuklunun hakkını sonuna kadar veren futbolcular vardı sahada. Uzun zamandır beklenen tablo buydu zaten ve ligin en kritik maçında, kader haftasında bu konsantrasyonu sağlamak, bu karakteri ortaya koymak çok önemliydi. Üst düzey bir top oynamadık maçın 20-25 dakikası dışında ama maçın tamamında müthiş mücadele ettik ve bu hırsla maçı kazanmayı başardık. 


Şimdi notlarımıza geçelim:
-Hoşgeldin Okul Açık: UNİFEB, CK ve VAMOS'un dönüşünün yarattığı hava tribünlere çok güzel yansımıştı. Özlenen tabloya daha yaklaşamasa da sezonun en iyi tribünüydü demek mümkün. Maç öncesi yapılan kareografiyle de  Okul Açık 'Ben döndüm' dedi adeta. Özlemiştik, hoşgeldiniz diyoruz...
-Fenerbahçe Takımı: Kimseyi bireysel olarak ele almaya gerek yok. Elbette öne çıkan oyuncular oldu; ama sahada çubukluyu taşıma gururunu hak etmeyen tek bir isim yoktu. 'Yenilsen bile maçın sonunda, sırılsıklam olsun o forma' anlayışına nihayet layık olan bir tablo izledik. Aferin çocuklar, çok kritik gelecek üç haftada da bu anlayışı sürdürürsek yolumuz açık inşallah !
-Trabzonspor Takımı: Onların futbol anlayışını değerlendirmek bana düşmez; ama inanılmaz gergin bir tablo sergilediler. Daha önceki yazılarda da yazdığım üzere iki kötü sonuçta dağılmaya müsait bir camia olduklarından bu gerginliklerinin ilerleyen haftalarda artarak süreceği sonucuna varılabilir. Seviyeyi korumak adına maçta yaptıkları çirkefliklere girmek istemiyorum.
-B.G.: Hakem demeye dilimin varmadığı B.G. ve eyyamları hakkında bu platformda yorum yapıp kirlilik yaratmak istemiyorum.    


Son olarak sevgimizin sonsuz olduğu hocamıza değinelim. Bu maç açıkçası galibiyete Fenerbahçeliliğimden çok Aykut Kocaman için sevindim. İçinde ne fırtınalar koptuğunu, ne kadar gergin olduğunu tahmin bile edemiyorum. Atılan gollerde nezaketini korumak için ve rakibe saygısından hafifçe gol deyişi, haklı ve naif sevinci ile taraftarın da kendisine sahip çıkması ve son dakikalarda açılan pankart benim çok hoşuma gitti açıkçası. 
Bence bugün takıma benimsettiği oyun stratejisi ile maçın kilidini açan kendisiydi. Aykut Hocamız her şeyin en iyisini hak ediyor, inşallah uzun yıllar bu camiada nice başarılar yakalar ve o karakterli duruşunu izlemeye devam ederiz. Her ne kadar bu platformda seviyeyi korumaya özen göstersek de Şenol Güneş'in Aykut Hoca'ya karşı takındığı kibirli tavırlara o kadar doldum ki kendimi bu noktada tutamayacağım:

"Nasıl Koydu Aykut Kocaman, Kocamaan, Kocamaaaan..."

Şimdi yarış yeniden başlıyor. Trabzon cephesi, daha iki haftada kaybedilen beş puan ve son üç resmi maçta alınan sadece bir beraberlik-iki mağlubiyetle hem ilk devre sonundaki havadan çıktı hem de büyük bir güven sarsıntısı yaşıyor. Bizse şampiyonluk havasına girdik, sıkıntılar rafa kalktı, görüntü toz pempe. 

Çok formda ve kaliteli takımlarla karşılaşacağımız önümüzdeki üç hafta şampiyonluk yolunca çok kritik. Ama bugünkü mücadele ve azmi sergilediğimiz müddetçe süreç o kadar zor değil. Sahaya yüreğinizi koyun yeter ! 


28 Ocak 2011 Cuma

Büyük Kaptan (!)

Zeki Rıza Sporel 
1898 yılında doğan Sporel, 1915-1916 sezonunda giymeye başladığı sarı-lacivert çubuklu formayı tam 18 yıl boyunca giymiş, oynadığı 332 maçta 470 gol atma başarısını göstermiştir.

Fikret Arıcan  
1927'de A Takıma yükselen ve Fenerbahçemiz'de 20 yıl boyunca çeşitli mevkilerde oynayan Arıcan, toplam 406 maçta görev aldı ve 231 gol attı. 
Cihat Arman 
1939'da Fenerbahçe'ye transfer olan Cihat Arman, sarı lacivertli kulübümüzde 1951 yılına kadar 308 maçta oynadı. Gelmiş geçmiş Türk kaleciler arasında hep örnek gösterilen sembol bir isim olarak yer aldı. 
Fikret Kırcan

Fikret Arıcan ile Fenerbahçe takımında oynamaya başladığından dolayı isimlerinin ayırt edilebilmesi için Küçük Fikret olarak adlandırıldı. Fenerbahçe genç takımında yetişen Küçük Fikret 1935'te A takıma yükseldi. 1956'da futbolu bırakana kadar döneminde Fenerbahçe'de en uzun süre forma giyen (21 sene) futbolcu olarak tarihe geçti.
Lefter Küçükandonyadis 
1925'te İstanbul'da doğan Lefter, kulübümüzün ve Türk futbol tarihinin gördüğü en yetenekli oyunculardandır. 50 kez milli formayı giyen ilk oyuncu olduğu için Futbol Federasyonu Altın Madalyası aldı. Lefter, 1947'de transfer olduğu Fenerbahçemiz'de 615 maçta 423 gol attı. Kişiliğiyle de öne çıkmış bir insan olan Lefter'in halen üç büyük kulüp taraftarı tarafından da sevilen bir kişiliği vardır.

"Tribünler inledi binlerce kere
ver Leftere yaz deftere
bitti kalem, doldu defter
bu alemde kral Lefter"
Can Bartu 
Fenerbahçe Spor Kulübü tarihine, adı basketbol ve futbolla beraber yazılan Can Bartu, Türk milli takımı formasını hem basketbol hem de futbol dallarında giyen ilk ve tek sporcudur. Sarı-Lacivertli forma altında 326 maç oynamış, 162 gol atmıştır. Aynı gün içinde basketbolda Galatasaray'a karşı 28 sayı, futbolda da Göztepe'ye 2 gol atarak tarihe geçmiştir.
Çubuklu kutsaldır, çubuklu efsanedir, çubuklu "hala sevilen abidelerdir", Can Bartu'dur, Lefter'dir, Fikretler'dir, Cihat'tır, Zeki Rıza'dır, çubuklu "hiçbir kulüpte olmayan dostluktur", çubuklu kiminin rüyası kiminin kabusudur. Kaptan işte bu çubukluyu temsil eder. Çubukluyu en iyi temsil edecek, çubukluya en yakışacak olan kaptan olmalıdır. 

Bu herifte olan özellikler olmamalıdır yani çubuklunun kaptanında. Yukarıdaki gerçek kaptanlardan vefaat edenlerin kemikleri sızlamıştır eminim şu görüntüden sonra. Yüz yıllık kulübün kaptanlığını bu kadar ayağa düşürenlere, bize Bilica'yı kaptan görme acısını yaşatanlara yazıklar olsun !


The Rising Sun Over Europe !


Oldukça heyecanlı geçen, bir an kazandığımızı sanıp neredeyse vereceğimiz bir maçın ve dolayısıyla bu stresli gecenin ardından ayrıntılı bir maç yazısındansa takdir ve tenkitlerimizi derleyeceğimiz bir yazı yazalım istedim.
Adettendir pozitiflerle başlayalım:

-Takım ruhu yine muazzamdı. Sahaya girip katkı vermeyen oyuncu neredeyse olmadığı gibi mücadele etmeyen kesinlikle yoktu. Herkes elinden gelen özveriyi gösterdi. Takdir mücadeleyi asla bırakmayan bütün takıma…
-Ömer Onan! Fazla da bir şey söylemeye gerek yok aslında. O benzetmeyi çok dejenere bulsam da daha iyi bir açıklaması yok: Şarap gibi. Bu sene hocanın ona verdiği rolü kibrini yenerek kabullendi ve görev adamı kimliğine iyi soyundu. Sezon başından beri her kritik anda muazzam katkı verdi. Takdirler gerçek Fenerbahçeli Ömer Kaptan’a…

-Onunla ilk tanışıklığımız İzmir’deki Ümitler Şampiyonası’nda en iyi beşe seçilmesi ile başladı. Açıkçası ben turnuvayı izlememiş olsam da görüşlerine çok değer verdiğim izleyenlerin yorumlarına dayanarak benim için Fenerbahçe’ye gelişi çok umut verici olmuştu. O savruk hallerine, fundamental eksikliğine rağmen  teknik anlamda 1-4 arasındaki tüm pozisyonları oynayacak bir fiziğe ve basketbol niteliklerine sahip olması dolayısıyla onu o süreçte de sahada izlemek çok keyifliydi. O da gelişimini çok başarıyla sürdürdü, geçen sene sonlarına doğru çok başarılı bir çizgi yakaladı. Ancak tam “oldu” derken bu sene başındaki koç değişikliğinin ardından yeniden bocalama dönemi yaşaması bize bir kez daha “acaba” dedirtti. Savruk olduğu, zaman zaman oyun disiplinini yitirdiği bir gerçek; ama maç çevirecek ve fark yaratacak kadar farklı olduğu da bir gerçek. Bugün çok öne çıkmış olmasa da (ki çift haneli sayılara ulaştığını belirtelim) son saniyede yaptığı o inanılmaz 2 blokla maçı getiren isim oldu. Takdirler genç (!) Emir’e…

Gelelim negatif tabloya:

-İnanılmaz fazla top kaybı ve disiplinsiz hücumla(çoğu set hücum bile değildi)  ile oynadığımız bir maçı geride bıraktık. Güzel gecenin hatrına çok üzerinde durmasak da tenkitler hücumdaki savruk tabloya…
-Bu sezon izlediğim en kötü pota altı savunmalarından birini yaptık. Zaten Vidmar gittiğinden beri dozu düşen pota altı savunmamız, bugün hiç sertlik gösteremedi. Ne Kaya, ne Oğuz, ne de Lavrinovic orada gerekli direnci koyamadı. Bu da hücumda onların da doğru hücum edememelerine rağmen sezon ortalamaları olan 68.9’u rahatlıkla aşmalarını sağladı. Tenkitler pota altı savunmamıza…

VAMOS, CK, UNİFEB. Çok Özlemiştik!
-Hep söylüyorum rakamlarla tatmin olan bir kitledir Fenerbahçe taraftarı. Kulübün sattığı kombine sayısı arttıkça tatmin olur, Fenerium’un sattığı Alex forması sayısıyla tatmin olur, Fenerbahçe Kart abone sayısı ile tatmin olur… Şimdi de eminim ki Euroleague seyirci ortalamalarında lider olmamızla tatmin oluyor. Dikkat çekici nokta salona gelen seyircinin hala Sinan Erdem’i tedirgin edici, baskılı bir deplasman haline getirememesidir. Salonun yarısının doğru düzgün tepki bile vermeden maç izlediğini, bir kısmının sadece “Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener” sırasında ayaklandığını düşünürsek, bağırmak için salona gelen taraftara rakibi ve hakemi baskı altına almak için büyük iş düşüyor. Buna rağmen onlar da söyledikleri “mıy mıy” bestelerle benim bile uykumu getiriyor ki baskı filan hak getire. Her zaman olduğu gibi bugün de taraftar takımı değil takım-daha doğrusu Ömer- taraftarı ateşledi. Zaten olumsuz olan bu tabloya bir de bu kadar keyifli bir  maçın bitiminde o güzel atmosferde Beşiktaş’a küfrederek iyice kötü noktaladılar geceyi. Neyse ki UNİFEB, VAMOS ve CK artık bizlerle olacak, kalitenin biraz olsun yükseleceğini ümit ediyorum. Tenkitler Fenerbahçe seyircisine (!)

-Maçla ilgisi olmasa da sakatlıklar iyice can sıkmaya başladı. Engin ve Vidmar’ın yokluğunu zaten kabullendik; ama son 2 haftada Ömer’i, Mirsad’ı, Kinsey’i kritik maçlarda kullanamamamıza sebep olan sakatlıklar umarım ilerleyen maçlarda canımızı yakmaz.

Gecenin aklımda kalan notları kısaca bunlar. Gruptan çıkma yolunda avantaj yakaladığımız malum; ama herkesin dilinden düşmeyen F4 Barcelona hala çok yakın sayılmaz. Adım adım gitmeli, yere sağlam basmalıyız. Yine de o pankartın vakti gelmedi mi?

25 Ocak 2011 Salı

Hakem Konuşmazmış (!)

Trabzonspor camiasının şampiyonluk yolunda önündeki en büyük handikapın hep çabuk dağılmaya müsait yapısı gösteriliyor. Bu haftaki puan kaybını penaltı olduğunu iddia ettikleri bir pozisyona bağlayan Trabzon camiası ayağa kalktı. Şahsi kanaatim pozisyondaki müdahalenin kusurlu olduğu yönünde; ancak ceza sahası içi ile dışı arasında faul verme konusunda farklı standartlar uygulanmasından olsa gerek bu tip müdahalelerde pek penaltı düdüğü gelmiyor. Nitekim ligde her hafta bir kaç tane bu tip verilmeyen penaltı pozisyonu göstermek mümkün. Şenol Güneş de basın toplantısında haklı olarak camiayı sükunete davet etti ve "Hakemleri etkilemek için bugüne kadar konuşmam olmadı. Konuşanlar düşünsün. Penaltı, verildi verilmedi diye konuşursam diğer insanlardan farkım olmaz, küçülürüm. Bize hiçbir maçta yanlış penaltı verildiğini düşünmüyorum" diyerek aklı sıra Aykut Hocamıza laf attı. 


Hakem konuşmanın kendisine yakışmayacağını iddia eden Şenol Güneş bakın ligin beşinci haftasındaki Manisa maçından sonra nasıl kendine yakışacak (!) açıklamalar yapmış:
"Manisaspor maçında Jaja'ya saha içinde çok tekme atıldı. Bugüne kadar kaybettiğimiz maçın ardından hiç hakemi eleştirmedim. Selçuk, Colman ve Jaja'ya tekme atan Mehmet Güven'e sarı kart bile gösterilmedi. Ferhat'a ise kart gösterdi. Bu hafta ise haftanın hakemi seçildi. Ben olsam onun hakemlik kartını yırtarım. Maçın içerisinde ilk dakikalarda itirazdan dolayı kart göstermeyince ipin ucunu kaçırdı. Kaybımızın hakemle bir ilgisi yok ama hakemin bu olaylara göz yumması eksiği olduğunu gösterir"


Hocam daha 16 hafta var, camiadan önce sen bir tutarlı ol da ondan sonra küçülürsün, diğer insanlardan farkın kalmaz, çizgin bozulur filan, aman dikkat !

24 Ocak 2011 Pazartesi

Her Hafta Böyle Olsun !

 Fenerbahçe Ülker: 83 - Banvit:70
    Dicle Üniversitesi: 0 - Fenerbahçe Acıbadem: 3
Çankaya Belediyesi: 2 - Fenerbahçe: 3
MP Antalyaspor: 0 - Fenerbahçe: 1
Tarsus Belediye: 67 - Fenerbahçe: 88


Boşuna söylemiyoruz Fenerbahçe SPOR Kulübü diye. Dünyada en popüler takım sporlarının hepsinde birden bu denli başarılı takım azdır. Yarıştığımız bu takım sporlarının hepsinde kazandığımız bir haftasonu geçirdik. Böyle devam etmek dileğiyle...

22 Ocak 2011 Cumartesi

Şimdi Kenetlenme Zamanı !


İyi oynamadık, vasat bile değildi. Sahada ne istediğini bilmeyen, Lefter'den miras çubukluyu terlettiğinin farkında olmayan bir güruh vardı. Tek farkında oldukları bugün kazanmak zorunda olduklarıydı. Artık affedilecek hata, telafi edilecek kayıp olmadığını (nihayet) onlar da idrak ettiler. Bundan dolayı çok koştular, mücadele ettiler, tekmeye kafa soktular diyebilecek kadar olmasa da kaleye siper oldular zaman zaman tehlikeli Antalya ataklarını bertaraf edebilmek için. 

Bu olumsuz futbolu, Y. Malatya mağlubiyetinin ve protestoların yaşattığı yıkım, Aykut Hoca'nın kendini istim üstünde hissetmesi ve Trabzon'un kaybettiği puanın verdiği ekstra stres göz önüne alarak yalnızca bu maç için kabul edilebilir bulmak mümkün. Ama yine de sonuna kadar inandığımız şampiyonluk için mücadele olarak daha yukarılara çıkmamız şart. 

Tüm bu olumsuzlara rağmen yine de gelecek haftaki kader maçında istenen bir sonucun çıkması tüm bu kara bulutları dağıtabilecek durumda. Trabzonspor'un pek çok maçını izleyen biri olarak işlerin onlar açısından da kamuoyunun abarttığı kadar yolunda olmadığını söylemek doğru olur. Üstelik bugünkü maçın berabere gittiği dakikalarda daha şu aşamada bile homurdanan, futbolcu yuhalayan, hoşnutsuz taraftar kitlesi ile geçmiş sezonlarda sıkça gördüğümüz iki kötü sonuçta dağılmaya müsait bir camiaya sahip olduklarını hesaba katarsak ben tüm yorumların aksine iplerin kendi elimizde olduğunu düşünüyorum.
İpler senin ve futbolcuların elinde yani hocam.
Şenol Güneş 96'da Trabzonspor'u çalıştırdığı dönemdeki Aykut Kocaman darbesini unutamamıştır. Bir kez daha neden olmasın?
Emin ol onlar da duymaktan çok korkuyorlar "Nasıl Koydu Aykut Kocaman" tezahüratını bir kez daha işitmekten.
Öyleyse;

Şimdi Aykut Hoca'ya tam destek zamanı,
Şimdi küslükleri unutup birlik olma zamanı, 
Şimdi destek zamanı, 
Şimdi  kenetlenme zamanı !

21 Ocak 2011 Cuma

Bunun Adı Devrim !


Maç yazısında geceyi gayet güzel an be an özetlemiş zaten Hasan. Dolayısıyla ben dün geceye değil, bir yıl kadar öncesine dönmek istiyorum, 2010'un 6 Ocak'ına. Aşağıda okuyacağınız italik yazılı kısım o günkü Hürriyet Gazetesi'nden alıntıdır.

Erkekler Uleb Avrupa Ligi (A) grubunda mücadele eden Fenerbahçe 
Ülker basketbol takımı, gruptaki 9. maçında, deplasmanda İtalyan 
temsilcisi Montepaschi Siena'ya 101-58 yenildi. İtalya'nın Siena 
kentindeki karşılaşmayı baştan sona üstün götüren ev sahibi takım, 
ilk çeyreği 19-14, ilk yarıyı da 50-25 önde tamamladı. İkinci yarıda 
da Fenerbahçe Ülker önünde etkili oyununu sürdüren İtalyan temsilcisi, 
3. periyot sonunda sayı farkını 39'a çıkardı: 78-39. Son periyotta arayı 
iyice açan Montepaschi Siena, karışlaşmayı 43 sayı farkla 101-58 
kazandı. Bu sonuçla Fenerbahçe Ülker, grupta oynadığı 9 maçında 6. 
yenilgisini almış oldu.

Üzerinden çok değil sadece bir yıl geçmiş, Euroleague'de Fenerbahçe'nin "büyük maçların küçük takımıyım" diye takıldığı dönemler. Peki o günden bugüne ne değişti. 
Ne oldu da Siena karşısında ikiye katlanan takım burada Siena'yı mağlup etti? 
Ne oldu da Barça'dan 20-25 sayı farka fitken geçen yılın şampiyonu deplasmanda devrilecek hale gelindi? 
Ne oldu da bu senenin en büyük EL favorisi, her bir guardı sıradan bir takımı üst düzeye çekecek nitelikte bir takım olan Olympiakos gibi zor bir deplasmandan zaferle çıkılır hale gelindi?

Adım 1: Şubeye senelerdir kan ağlatan ve Türk Spor kamuoyunda adı büyük bir nefretle anılan Mahmut Uslu'nun ayrılması birinci adımdı.
Adım 2: Türk basketboluna ve Fenerbahçe Ülker'e kattıkları ve bizden aldıkları hep konuşuldu tartışıldı Tanjevic'in. Bazıları körü körüne eleştirse de ben savunma konusunda Türk basketbolunun kendisine çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Ancak kenardaki güvensiz duruşu, oyuncularla hakarete varan düzeyde diyaloğu, bir türlü hücum karakteri oturtamayışı, oyuncu değiştirmek ve değiştirdiğini benchte unutmaktan ibaret rotasyon anlayışı ve en önemlisi belki de Aydın Hocamızın yerini alışı ile pek ısınamadık Tanjevic'e asla. Takımdan onun gidişi adım ikiydi.
Adım 3 : Adım ikinin akabinde Aydın Örs'ün genel koordinatör olarak takıma dönüşü; takımın başına kendi idealleri ile uyumlu, karakter sahibi birini (şimdiden çoğumuzun idolü) Spahija'yı getirmesi; üstelik bir de geçen sene bu takımı lig zaferine taşıyan Ertuğrul Erdoğan'ın yanına bir Fenerbahçe efsanesi Damir Mrsic'in de teknik ekibe eklenmesi ile adım üç tamamlanıyordu.
Adım 4 : Ulaşımı adeta eziyet olan, hele maç çıkışları tam bir işkenceye dönüşen, konfordan ve tribünlerin konumu nedeniyle basketbol keyfinden oldukça uzak olan Abdi İpekçi'den; ulaşımın nispeten kolay olduğu arena kıvamında bir Sinan Erdem'e geçmek olumlu katkı yapsa da asıl ilk üç adımın taraftarı şubeyle barıştırması inanılmaz bir seyirci potansiyeli doğurdu. Geçen sene seyirci ortalamaları nedeniyle Euroleague yönetiminden birkaç defa uyarı alan Fenerbahçe Ülker, 32li gruplar sonunda seyirci ortalamasında liderdi. Siena maçına zar zor bilet bulduk, Barça'ya bulamadık. Varsın biz bilet bulamayalım, yeter ki o salon hep öyle dolu olsun.

Spahija; karakterli, ne istediğini bilen, takımın bir parçası olabilmeyi kabul eden, takımın önüne geçme niyeti olmayan oyunculardan çok uyumlu bir takım yarattı. Disiplini ve motivasyonu maç boyunca yitirmeyen bir takım ortaya çıktı. Kenarda hata yapanın bir güzel haşlıyor ama başaranı iyi işler yapanı da onore ederek saygı uyandırıyor koç. Aydın Hoca'nın oyuncularla hatta bir o kadar da teknik kadroyla muazzam ilişkisini de takdir etmemek ayıp olur. Onun çok büyük katkısı var bu devrimde.

Grup maçlarında hep söylüyorduk FinalFour konuşmak için daha erken diye ama artık zaman zaman ben de Barcelona'da Palau Sant Jordi'nin sarı-lacivert hayalini kurmaya başladım. Yine de önümüzde çok zorlu beş maç varken adım adım yürümekte fayda var. 

20 Ocak 2011 Perşembe

Sıradaki Gelsin Beyler...

Euroleague Top 16'da çok zor bir kura çektiğimiz söylenemez ama rakibimiz Olympiakos olduğu için hesaplarımızı çoktan 5 maç üzerinden yapmaya başlamıştık.Hepimizin içinden zaman zaman Yunanistan galibiyeti geçiyordu ama kendimizi umutlandırmaya cesaret edemiyorduk.


Basketbol çevrelerinin sık sık dile getirdiği gibi kadro olarak Avrupa'nın en iyi takımı olmasının yanında, ateşli seyircisinin de desteği ile sahasında 20 maçtır kaybetmiyordu Olympiakos. Kimsenin beklemediği demiyorum, çünkü basketbolcularımızın bu maçı kazanacaklarına inandıkları çok belliydi, bir galibiyet alarak bütün bu hesapları iyi yönde bozdu Fenerbahçe.

İlk periyoda iyi savunmayla başladık, yalnız ilerleyen dakikalarda da başımızı ağrıtacak olan hücum ribauntları verdiğimiz için, rahat bir oyun sergileyemedik.Bu yüzden oyun dengede kaldı. İlk dakikalardaki savunmaya daha sonra Tomas ve Ukiç'in etkili hücum performansları eklenince skor 12-5 oldu; ama daha sonra Kinsey'in erken hücum tercihleri yüzünden hücumdan dengesiz dönmek zorunda kaldıkça Olympiakos kolay sayılar buldu ve oyuna geri döndü.Ukic kenara gelip Jasikevicius oyuna girdiğinde şüphesiz hepimiz ondan çok şey bekliyorduk; fakat takıma halen uyum sağlayamamış olmasından ve rakip oyuncuların onu çok iyi tanıyor olmasından olsa gerek etkili olamadı. Jasikevicius'un ilk periyottaki top kayıpları geri düşmemize neden oldu ve periyodu 18-16 mağlup kapadık.Bu periyotta iyi savunmaya rağmen yediğimiz 18 sayıda, Mirsad'ın yokluğunda verdiğimiz 4 hücum ribandının etkisi büyüktü.

2.Periyoda kabus gibi başladık ve skor 22-16 ya geldi.Daha sonra Ukiç'in tekrar oyuna girmesi ve Emir'in eski günlerini anımsatan oyunu toparlanmamızı sağladı.Özellikle Emir'in aldığı kritik savunma ribantları olmasa maç orda kopabilirdi ama skoru 24-23'e getirmeyi başardık.

Maç boyunca faul problemi yüzünden çok etkili olamayan Lavrinovic o dakikada önce mükemmel bir blok ile topu kazandı, daha sonra devam eden hücumda 3 sayılık basket ve bir de faul ile skoru 27-24'e getirdi.İlk periyotta etkili olamayan ama maç içerisinde zaman zaman çok etkili savunma yapan Kinsey'in çaldığı top ve sonrasındaki atılan sayıyla farkı 5 sayıya çıkardık.Olympiakos karşısında baskısını sürdüren Fenerbahçe, Ukiç'in çaldığı top ve Tomas'a asistiyle skoru 33-26'ya getirince Olympiakos mola almak zorunda kaldı.
Moladan sonra yine çok kötü bir periyot sonu geçirdik ve 7-0 lık seri ile beraberlik sağlandı.İlk yarı sonucu 33-33 idi.

İlk yarı 5 hücum ribandı vermiş 13 top kaybı yapmıştık.Olympiakos gibi bir takıma karşı bu istatistiklere rağmen yanlızca 33 sayı yemek, savunmada gösterdiğimiz eforun ne denli büyük olduğunu gösteriyor.

2.yarıya Tomas'ın ardarda sayılarıyla iyi başlamış skoru 39-36 ya getirmiştik.Derken Kaya ardarda 3. ve 4. faulünü aldı.Vidmar'ın yokluğunda sıkıntısını çektiğimiz pota altı sertliği tam iyice zayıfladı derken üstüne bir de teknik faul alıp oyundan çıktı Kaya. Teodosic serbest atışları sayıya çevirdi ama sonrasında hücumu iyi kullanamadılar.Teknik faulden sonra Olympiakos'un havaya girmesi tehlikesi vardı ama korkulan olmadı.Üstüne Olympiakos hücumunda topu çalan Ukic 5 kişiyi geçip turnikeyi bırakınca farkı 4 sayıya çıkarabildik. Fakat Kaya'nın çıkmasından sonra Olympiakoslu oyuncular içeriye çok daha rahat girip kolay sayılar bulmaya başladılar.Bu sayılara Tomas ile karşılık vererek oyunda dengeyi koruduk.Periyodun sonlarında gene oyundan düşmeye başladık ve rakibin maçın başından beri sokamadığı 3 sayılık basketleri bu sefer atmasıyla birlikte 58-55 periyodu geride kapattık.

25 sayı yediğimiz bu periyotta savunmanın gedik vermesinin en büyük nedenleri Kaya'nın çıkmasıyla savunmada oluşan boşluk ve rakibin artan 3 sayı performansıydı.

Seyirci avantajının üstüne az da olsa skor avantajını koyan Olympiakos'un son periyotta işleri kendi lehine çevirmesi bekleniyordu belki ama o ana kadar pek gözükmeyen bir ÖMER ONAN vardı sahada. Daha periyodun başında attığı basket ile skorda eşitliği sağladı.Savunmadaki dikkatsizlikler yüzünden öne geçemesek de Ömer'in iyi oyunu ve Sean May'in ilk yarıdaki kötü performansını az da olsa affettirmesiyle oyun dengede gitti.

Ukic'i maç sonuna saklamak isteyen koç Spahija, Jasikevicius'u oyuna aldı.Şu dakikaları kazasız geçelim, maç sonunda Ukic ile galibeyete ulaşabiliriz derken Fenerbahçe bir anda çoştu.Skor önce Sean May'in sayısıyla 66-65'e geldi, daha sonra Ömer Onan'ın üçlüğüyle 69-65 oldu.Hücuma katkısıyla da yetinmeyen Ömer, Spanoulis'e de son periyotta nefes aldırmadı. Olympiakos, hücum ribandı ile verdiğimiz şansı hatalı yürüme ile geri iade edince rahatladık.Üstüne önce Jasikevicius'un 3lüğü, daha sonra Emir'in Ömer'in girmeyen sayısını tamamlaması farkı 8 sayıya kadar çıkardık.Emir'in de çoşması ile maçın bitimine 1.10 kala fark 10 sayı idi.

Periyot sonlarını maç boyunca kötü oynamıştık ama bu sefer son dakikada tam anlamıyla çoştuk.Önce Ukic 80-70 yaptı ardından Ömer Onan fast-break ile 82-70 ve son alarak maç biterken atılan HELAL OLSUN dedirten sayı.84-70

Genel olarak maça baktığımızda Ukic yine her zamanki gibi müthişti ama özellikle beğendiğim oyuncular Emir ve Tomas idi.Tomas zaten maçın en skorer ismi, kritik dakikalarda kritik sayılara imza attı.Emir de hem hücumda hem savunmada çok gayretliydi.Bu sene genel olarak düşük form gösterse de kendini toparlayacağını umuyorum.Fenerbahçe Emir'i de kazanırsa Final Four'a bir adım daha yaklaşmış olur.

Bunların dışında Ömer Onan son periyotta savunmada ve hücumda harika oynayarak maçı o dakikalarda koparan isim oldu.Kinsey zaman zaman çok iyi savunma yaparak takıma katkı sağladı.Sean May de ilk yarıda saç baş yoldursa da son periyottaki mücadelesiyle kendini biraz olsun affettirdi.

Jasikevicius takıma uyum sağlayamaması nedeniyle bir çok top kaybı yaptı demiştik, bunu takımın ona uyum sağlayamaması nedeniyle diye düzeltsek daha doğru olur.Zaman içinde bu problem aşılacaktır elbet.Ama kötü oynasa da onu izlemek ayrı bir zevk tabi.

Karşımızda Avrupa'nın belki de en büyüğü, sahasında 20 maçtır kaybetmiyor, seyirci desteği muazzam, skor 84-70 Fenerbahçe Ülker galip...

Bununda işini bitirdik sıradaki Avrupa devi gelsin bakalım...

13 Ocak 2011 Perşembe

O Forma Kutsaldır Beyler !

Her ne kadar üzerinizde bir pazarlama ürünü, ne renk olduğunu çözemediğim "FB Güneşi" diye nitelenen bir forma da olsa çubukluyu temsil ediyorsunuz beyler. Lefter'in, Can'ın, Rıdvan'ın, Aykut'un çubuklusunu temsil ediyorsunuz. Maçlar kaybedilir, kupalar gider - zaten görebileceğimi de sanmıyorum -, sürpriz mağlubiyetler alınır ama çubukluyu terleten mücadele etmek zorundadır. Hoş çubukluyu giyen önce o formayı terletmek zorundadır. 
Beyler; çubuklu kutsaldır, çubuklu efsanedir, çubuklu kiminin rüyası kiminin kabusudur. Kıymetini bilin derhal ya da .........

11 Ocak 2011 Salı

Ali Sami Yen Stadı

Bugün Türk futbolunda nice olaya tanıklık etmiş Ali Sami Yen Stadı, futbola veda ediyor. Galatasaraylı taraftarlar için yıllardır nice acı tatlı anılarını geçirdikleri bir nevi çocukluklarının geçtiği evden ayrılmak gibi bu. 


Her ayrılık zordur denir; ama bu kadar bağlanmışken, bu kadar aşıkken, bu kadar sahiplenmişken birbirini daha zor herhalde. Zaten ayrılığın acısının hep sonradan çarpması gibi bu vedayı da idrak edemeyecekler şimdi. Ne zaman ki TT Arena'da "bir şeyler eksik sanki" demeye başlayacaklar, o zaman anlayacaklar Sami Yen'in değerini, o zaman anlayacaklar "yeni stat, çok lüks, en modern" laflarının safsata olduğunu, o zaman anlayacaklar bir daha o samimi havayı soluyamayacaklarını. Bunları nasıl mı biliyorum? Dinlediğim "Efsane Maraton" anılarından biliyorum, Parma maçındaki atmosferden biliyorum, hafızamdan silinmek üzere olan meşale şovlarından biliyorum... 
İşin kötüsü bu ayrılıkta özleyince dönüp bir bakıyım da diyemeyeceksin, yerinde başkaları yükseliyor olacak. Stadın duvarları yıkılıp enkaza dönüşürken anılar da onlara katılacak.


Empati yapıyorum, ben bir Fenerbahçeli olarak üzülüyorum Sami Yen'in yıkılmasına. Orayı evi bilenler içinse çok daha zor, onlar için şimdi sonsuza kadar veda zamanı...


Bir Fenerbahçeli olarak Sami Yen anısı bir fotoğraf ve Ali Kırca'nın o enfes şiirinden güzel bir parça ile bitirelim... 
...
Ülkenin yüz yıllık yalnızlığını yendin dünyada.
Duyuldu adın Cezayir'den Çin'e, Kenya'dan Arjantin'e..
Kimsesizliğimizi yendin bir anda,
Yen dedi yendin
...


7 Ocak 2011 Cuma

Fenerbahçe'nin Dopingle İmtihanı !

Geleceği dedikoduları ayyuka çıkmaya başladığında ihtimal vermiyordum, geldiğinde bile inanmakta zorlanıyordum. Dile kolay bir takım sporunda o an dünyanın en iyisi damgasıyla mücadele eden bir sporcu Fenerbahçemize geliyordu. Diana, takıma da taraftara da çabuk alıştı. Artık onun önderliğindeki Fenerbahçe için Final Four değil şampiyonluk dillendirilmeye başlanmıştı. 


Derken Diana'nın üst üste çıkmadığı maçlar, şüphe doğurmaya başladı. Önce sakatlık, hastalık, sonra hocayla tartışma, Birsel'le kavga hatta Penny ile ilişki iddiaları derken bir doping iddiası atıldı ortaya. İhtimal vermedim önce, hala da verdiğim söylenemez pek. Diana'nın güçlendirici içerikli madde kullanması ancak Messi, Usain Bolt gibi isimlerin kullanması kadar olası, yani neredeyse böyle bir ihtimal yok. Benim şahsi kanaatim sonuçlarda yüksek olasılıkla bir hata olduğu veya çok düşük bir ihtimal olarak kullandığı bir ilacın ya da maddenin içinde yasaklı modafinil maddesinin bulunduğu, kendisinin de bunun yasak olduğunu bilmediği yönünde. 


Sonuç olarak Diana'nın her iki numunesinde de yasaklı madde tespit edildikten sonra beklenen oldu ve Fenerbahçe Spor Kulübü, Dee'nin sözleşmesini karşılıksız feshetti. 
Şimdi anlama zorluğu çekenlere istinaden bazı konulara dikkat çekmek lazım;


1. Bazıları; bu olayı 2 sene önce Efes Pilsen de yaşanan olayla eş tutmuştur. Efes Pilsen olayında Türkiye'ye girmesi yasal olmayan, vücudun üretmesinin mümkün olmadığı ve kanda sıfırlanma süresi çok kısa olan bir maddenin maç günü kurayla doping testine tabi tutulan iki oyuncuda birden (birinde sınır değerin altında) bulunması söz konusu. Kurayla belirlenen iki oyuncuda birden vücutta doğal yollardan yer alması mümkün olmayan performans artırıcı maddeye rastlanması olayı tesadüf olmaktan çıkarıp organize bir durum ihtimaline götürüyor. 


2. Bazıları; A numunesi açıldıktan ve pozitif olduğu ortaya çıktıktan sonra, daha önce Pondexter'ın A numunesinin (+), B numunesinin ise (-) çıkmasına gönderme yaparak, Fenerbahçe'nin sonuçları etkilediği ve Diana'da da aynı yöntem izleyeceği iddiasında bulunmuş, ancak öyle olmadığını gördüklerinde de "Güçleri Buna Yetmedi" deme aymazlığını göstermişlerdir. Gözünü "Fenerbahçe Düşmanlığı" karartmış bu kişilere verilecek cevap yok malesef. 


3. Bazıları; kendi internet sitelerine akıllarınca "Bu gelmiş, bundan içmiş, bu yakalamış, bu da doping yapana 'istifa et' demiş" yazan komik olduğunu sandıkları girişler hazırlamıştır. 
Daha B numunesi açılmadan, dolayısıyla sporcunun suçluluğu kesinleşmeden “Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Çünkü testleri gerçekleştiren laboratuvar, pozitif çıkan sonuçları birkaç kez tekrarlıyor. Taurasi normalde 2 sene ceza alır”  açıklaması yapan Turgay Atasü'nün istifaya çağrılma sebebinin doping olayının ayyuka çıkması değil, Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olmasını hiçe sayarak yaptığı hukuka aykırı açıklamalar olduğunu anlayamayan ve "Değil Türkiye'de Avrupa'da bile alanında otorite olan bir bilim adamı" olunca insanları suçsuzluğu kesinleşmeden yargılama hakkının edinildiğini de sanan kitleler de oluşmuştur.


4. Bazıları, süreç boyunca Fenerbahçe'nin olayı örtbas etmeye çalıştığını, bu yüzden basına açıklama yapmadığını iddia etmiştir. Oysa olayın resmiyet kazanması için izlenmesi gereken bir prosedür söz konusu olup bu prosedür gerçekleşmeden sporcunun zan altında bırakılması akla mantığa olduğu gibi hukuka da aykırıdır.


5. Son olarak bazıları; Fenerbahçe'nin doping karşıtı kararlı tavrı konusundaki samimiyetini ölçmeye yeltenmiştir. Bu tavırdakilere verilen en uygun cevapsa henüz suçluluğu kesinleşmemesine, tahkim ve CAS yolu açık olmasına, cezası belli olmamasına  ve söz konusu ismin "Dünyanın En İyi Bayan Basketbolcusu" olmasına rağmen, Fenerbahçe yönetiminin sözleşmesini derhal feshetmesidir. Fenerbahçe'yi samimiyet testine sokanların Hasan Şaş'ın doping cezası aldıktan sonra kaç sene Galatasaray forması giydiğini, Kerem Gönlüm'ün hala hangi takımın sporcusu olduğunu inceleyip ondan sonra kendi samimiyetlerini sorgulamalarını öneririm.



Bu forma için akıttığı her damla ter için Diana'ya saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum. Seni hep aşağıdaki gibi hatırlayacağız DEE!



5 Ocak 2011 Çarşamba

Darısı Diğerlerinin Başına

Düşünsenize açılış töreni... Bir yanda Sezgin brother diğer yanda Polat. Yanlarında da Galatasaray'ın Türk Telekom Arena huzurundaki flaş transferleri.. Bakın daha stad açılışına 10 gün var, diğerleri de yetişir. Adnan Brohers'a burdan sesleniyorum. Açılış maçında Galatasaray taraftarını bu yıldızlardan mahrum etmeye değer mi? 


4 Ocak 2011 Salı

Kritik Galibiyet

Yeni yılın ilk iş gününde metrobüsle salona doğru yol alırken ne Efes maçı heyecanı ne de Galatasaray CC mağlubiyetinin moralsizliğini yaşıyorduk. Zaten iş günü olmasının da etkisiyle olsa gerek salon çevresinde de salonda da pek bir coşku yoktu öyle. Her ne kadar resmi anons gelmese de maçı 7-8 bin Fenerbahçe taraftarının izlediğini sanıyorum. 


Vidmar'ın sakatlığının ardından zorluk düzeyi yüksek her maçta olduğu gibi maçın başında hücumda da savunmada da ritm bulmakta çok zorlandık. Buna Rakocevic'in ve Kerem Gönlüm'ün ilk dakikalardaki üstün oyunu ve Fenerbahçe'de  geçen sene bugünkü rakibin forması altındayken en çok uğraşılan Kaya'dan başka direnç gösteren kimsenin olmaması da eklenince ilk periyotu geride tamamladık. Açıkçası ikinci periyot Fenerbahçe adına değişen pek bir şey olmadı; ancak Efes'in de ilk periyottaki hücum üretkenliği ikinci periyotun ortalarına doğru yavaş yavaş düşmeye başlayınca maçın en az sayı atılan periyotunu yaşadık.
İkinci yarının hemen başında bulduğumuz sayılar ve devamında gelen savunma direncine Efes'in ilk 7.47'ye kadar sayı bulamaması da eklenince Fenerbahçe beraberliği yakalayıp ardından da 6.37'de ilk kez öne geçti. Bu dakikadan sonra taraftarın da verdiği inanılmaz destekle Fenerbahçe hücumda daha doğru tercihler kullanmaya ve her zaman olduğu gibi doğru hücumların verdiği enerjiyle savunma direncini artırmaya başladı. Nitekim 25. dakikadan 32. dakikaya kadar süren 11-0lık seride maçın kopmasında büyük rol oynadı. Üstüne bir 12-3'lük seri daha eklenince zafer kutlamaları erken başlayıp takım da taraftar da erken havaya girince son dakikalarda Tanjevic döneminden hafızlarımıza kazınan o korkulu rüyalı maç sonlarından birini daha oynadık. Ancak son dakika içinde Tomas'ın akıllı sayılarıyla çok kolay bitebilecek bir maçı zor da olsa kazanmayı başardık.


Yine bazı isimlere parantezlerimizi açalım;
Roko Ukic; sakatlığın izlerini üzerinden ilk kez bu maç atmayı başardı. Kırılma anlarında kritik sayılarla yine "Bu benim takımım" dedi. Ancak ben, sanki Jasikevicius transferinin üzerinde bir tedirginlik yarattığını sezdim. Ukic'e Sarunas'ın onu yedeklemek için orda olduğu daha net hissettirilmeli bence.
Kaya Peker, Vidmar'ın sakatlığının ardından üzerine yüklenen ağır sorumluluğun bilincinde gerçekten inanılmaz bir özveri gösteriyor. Kendimi bugün iki Efesli arasında girdiği mücadele sırasında reklam panolarının üstünden düştüğü pozisyonda Kaya'yı ayakta alkışlarken yakaladım. Benim gibi sert bir Kaya karşıtı bile bu hallere geldiyse Kaya artık bünyelerde kabul görmüştür diyebiliriz.
Marko Tomas, bugün hücumda çok yüksek motivasyon ve özgüvenle oynadı, Cibona günlerine nazire yapar gibiydi. Dileğimiz onu hep böyle görmek elbette. 
Sarunas Jasikevicius hakkında burada kendi takımımın oyuncusu olarak yazı yazmak bile inanılmaz bir duygu. Henüz takımla antremana çıkmamasına hatta lisansı bugün çıkmasına rağmen ilerleyen maçlarda izleyeceğimiz Saras'tan kısa kesitler sundu. Sayıya dönüşen 3 asist kadar da diğerlerinin beklemediği anlarda gelip sayıya dönüşemeyen müthiş paslar vardı. Daha geçen hafta Ukic dinlenirken takımın Greer önderliğinde saçmaladığını düşününce Jasikevicius çölde bir vaha gibi adeta. Hakkında pek bir maç değerlendirmesi yapamıyorum; çünkü henüz kendime sahadaki 13 numaralı oyuncunun Saras olduğunu inandırmakla meşgulüm.


Aslında Lavrinovic'in bir türlü olmaması, Preldzic'in yine yokları oynaması, takım savunmamızın ritminin sezon başına göre çok düşmesi, son periyotta laubali tavrımız nedeniyle maçı nerdeyse armağan edecek olmamız gibi yukarıdaki olumlu noktalara karşı açılabilecek pek çok olumsuz parantez de var. Ama kalitesi düşük geçen ve uzun süre geride götürdüğümüz maçı iyi bir geri dönüşle aldığımız varsayımı ile yazıyı kapatıp o olumsuzlukları şimdilik kritik bir dönemdeki kritik galibiyet hatrına erteleyelim. 


Son olarak Jasikevicius ulan !


Not: Efes Pilsen tararfı Maçın esas oynanması gereken günün Pazar olması ve Saras'ın lisansının bugün çıkarılması gerekçesiyle itirazda bulunmuşlar. Olumsuz bir sonuç çıkacağını sanmıyorum ama değinmeden geçmeyelim.

2 Ocak 2011 Pazar

'' O Forma İçin Biz Ölürüz Siz Savaşın Yeter ''



Alex'in de Fenerbahçe'nin de en çok yerildiği aynı zamanda da en çok övüldüğü yıl olmuştur heralde 2010.Önce üst üste alınan galibiyetler, sonra şampiyon ilan edilme, sonra ... Sonrasını biliyoruz zaten tekrar yazmaya gerek yok.


1 Ocak günü FBTV'de yayınlanan futbol takımının 2010 yılını anlatan programın son anlarına yetiştim.Tam Alex'in kendini bulmaya başladığı haftalar.Trabzon ve Bursa'nın ardından 3. olmak elbette bizi kesmez ama görüntüleri izleyince Alex'in takıma yaptığı katkının büyüklüğünün bir kez daha farkına vardım.


Sezon başı çok eleştirilen(Sezon başındaki futbolu düşününce bunun için kimseyi suçlamıyorum) Alex sezonun ortalarında başlayan iyi oyunuyla kimi zaman maçları daha ilk dakikalarda kopardı ve farka gitmemizi sağladı kimi zaman da Sivas'a karşı olduğu gibi takımı ipten aldı.


Trabzonspor, (bazı kolay penaltılar gibi başarıyı gölgeleyecek olaylar da olsa) ilk yarının tartışmasız, liderliği hak eden tek takımıydı.Ama Beşiktaş, Bursa maçları gibi bazı şansız maçlar ve Young Boys maçında olduğu gibi bazı basit kartlar olmasa Fenerbahçe çok daha farklı yerlerde olabilirdi.Trabzon'dan ikinci yarının ilk haftalarında liderliği almanın yollarını, Avrupa'da koyacağımız hedefin neresi olması gerektiğini konuşuyorduk, yazıyorduk belki de.


Bize bu mutlu senaryoyu(fazla iyimser bir senaryo olduğunu farkındayım) baştan çöpe attıran bi sezon başı yaşadık.Avrupa'da önce Şampiyonlar Ligi'nden sonra Avrupa Ligi'nden elendik. Ligde kolay takımları deviriyorduk ama Beşiktaş, Kayseri ve Trabzon maçlarından yalnızca 1 puan çıkarabildik.


O zamanlara baktığımızda takımın hazır olmadığı için bu sonuçları aldığını çok net görebiliyoruz.Şimdiki Fenerbahçe ile sezon başındaki maç yapsa 4 5 farktan aşağı bitmez diye düşünüyorum.


Daha sonra takım hazır oldu üst üste galibiyetlerle ligi forse etti de diyemiyoruz maalesef.Herkesin sıkça dile getirdiği gibi ilk yarılar baz alındığında ligin en iyi takımıyız.Ne oluyor da 2. yarı çöküyor peki Fenerbahçe.Kondisyonu çok kötü takımın dendi, Kochla bile röportajlar yapıldı hatta.


Sivas maçı gösterdi ki kondisyonda da bir sorun yok.Ama takım ilk yarı avantajlı skoru elde edemeyince panikliyor, hatta öne geçsek bile farkı açamadıysak Daum'dan da kalma alışkanlıkla direk skora yatmaya çalışıyoruz.


Dia, Stoch, Niang kaliteli futbolcular ama Fenerbahçe'nin aynası Alex, Gökhan, Volkan, Emre gibilerdir.Bu futbolcuların yaptıkları tüm takıma yansır. Onların da geçen seneki faciayı tam atlatabildiğini zannetmiyorum(hangimiz atlatabildik ki?). Üstüne Avrupa'dan da elenince elde tek kalan lig oldu, bu da hem stresi arttırdı hem de özgüven düşüşüne neden oldu.


Aykut Hocamızın taktiğinde de oyunculara yaklaşımında da sorun olduğunu düşünmüyorum, üstüne üstlük benim gördüğüm hocalar arasında en iyisi diyebilirim.Alex'in geldiğinden beri en iyi oyununu Aykut Kocaman devrinde oynamasının da, transferlerin, henüz tam adapte olamasalarda, isabetli transferler olmasının da tesadüf olmadığı, büyük bir antrenör ve sportif direktör başarısı olduğu apaçık. Sorunu teknik direktörde aramak Fenerbahçe'yi geriye götüreceği gibi Aykut Kocaman gibi kişiliği ve geçmişiyle de Fenerbahçe'nin başına yakışan birini kaybetmemize neden olur.

Peki kadro zaafiyeti mi var Fenerbahçe'nin?

Transferle takım daha iyi duruma gelebilir, özellikle taraftarın artık bıktığı bazı futbolculardan kurtulmamızı sağlayabilir ama bu takımdaki asıl sorunu çözmüyor.Bu sorunu çözmek için de bir kez daha Büyük Kaptan Alex'in dümene geçmesi gerekiyor.Ya toparlayacak takımı, korkarak üzülerek kazanamıyacağımızı anlatacak ya da ikinci yarı, ilk yarıdaki güzel futbolunu daha da arttıracak ve ilk maçları kazandırarak takımın güvenini yerine getirecek.

Sözün özü 9 puan çok büyük bir fark değil, Trabzon ve Bursa da geçilmeyecek takımlar değil.Ama biz 2. yarı nasıl bir takım olacağız işte orası tam bir muamma. Şimdiden Trabzonu şampiyon ilan edenler yarın ''ben Fenerbahçe toparlanır demiştim'' de diyebilirler.

Yaşayıp göreceğiz, bu süreçte de gereken desteği her zaman olduğu gibi vereceğiz tabi ki, son olarak;
'' O Forma İçin Biz Ölürüz Siz Savaşın Yeter ''