Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euroleague etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2011 Çarşamba

Vicdanınız Rahat mı?

Bu sene tarihin en iyi kadrosunu kurmamızın ardından başımızdan geçen inanılması güç trajik olaylarda çeyrek final belalımız, son dört yılın Euroleague şampiyonu Spartak Moskova ile bir kez daha hem de 1-8 eşleşmesi ile karşılaşacak olmamız son halka idi. Ancak bu kez yaşanan onca olumsuzluğa karşın inancımız yüksek, güvenimiz tamdı, erkenden Kadıkoy'e geçip Caferağa'daki yerimizi de aldık. 


Maçın başında birkaç dakikalık bocalamanın ardından hücumda Nevriye ve Matovic'in ritmini bulması ve sert diri savunmamızla umduğumuz gibi maçın kontrolünü elimize geçirdik ve bu durum devreye kadar devam etti ve devreyi 47-31 önde tamamladık. İkinci yarıya ise resmen "ölü toprağı" ile başladık. Savunma sertliğini yitirmeyi bırakın, çoğu sayıda rakibe engel olmaya yeltenen bile olmadı. S.Moskova'nın alan savunmasına karşı tüm kısaların gösterdiği akıl almaz kötü performansa uzunların yorgunluk belirtileri sonucu etkinliğini kaybetmesi de eklenince fark hızlıca periyot sonunda 5-6 sayılara kadar indi. Bu  süreçte koçun Nevriye-Matovic ikilisini Sutton Brown ve Nevlin ile hiç yedekleyip dinlendirmeyi denememesi ve mola almakta çok gecikmesi olumsuz etkenlerdi. Üçüncü periyotta maçı çevirebileceği inancını kazanan ve hücumda da savunmada da ritm tutturan S.Moskova periyot ortalarında öne geçti, daha sonra da farkı giderek açarak 86-78'lik galibiyetle sahadan ayrılarak tur için çok büyük bir avantaj yakaladı. 


Angel önderliğinde kısaların felaket hücum performansı, 40 dakika sahada kalan Nevriye-Matovic ikilisinin yorgunlukla oyundan düşmesi,  koç Ratgeber'in takımı adeta izlemesi, hakem üçlüsünün ikinci yarıya damga vuran ucuz ve ağır kararları mağlubiyeti getiren faktörler olarak sıralanabilir. Tabi olayın kökenine indiğimizde çok daha bütünsel sonuçlara varmamız mümkün, gelin bir vicdan muhasebesi yapalım:


-Bir önceki turda sırf Galatasaray ile eşleşildi diye böyle bir şube olduğunu hatırlayan ve salona sığmayan, ancak bugün çok daha kritik bir mücadelede takımını yalnız bırakan, salonun yarısını ancak dolduran Fenerbahçe taraftarı; vicdanınız rahat mı?
-Fenerbahçe'ye saldırmak için fırsat kollayan, Taurasi olayı ilk ortaya çıktığında mangalda kül bırakmayıp şimdilerde ortalarda görünmeyen kaliteli(!) Türk spor basını; vicdanınız rahat mı?
- Taurasi olayında uyulması gereken tüm hukuk kurallarını çiğneyen, "Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu 'Ben yaptım' demez. B numunesi çıktığında göreceğiz. Tüm yapanlar inkar eder." diyerek daha suçluluğu kesinleşmemiş birini suçlu ilan eden, burada yazamayacağımız pek çok hakareti adının önüne getirebileceğimiz TBF Sağlık Kurulu Başkanı Turgay Atasü; vicdanınız rahat mı?
-Türk ve dünya spor tarihinin en büyük skandallarından birine sebep olan, tam donanımlı(!) Hacettepe Doping Merkezi ve ilgili görevlileri; vicdanınız rahat mı?
-Fenerbahçe yönetiminin ve Taurasi'nin onca ısrarına rağmen B numunesinin Köln'de incelenmesini kabul etmeyen TBF Sağlık Kurulu; vicdanınız rahat mı?
-Görevde bulunduğu süre içerisinde yaşanan skandalların haddi hesabı olmayan ama ısrarla o görevinde kalmayı sürdüren, hatta bu uğurda başbakana 2010 Dünya Kupası sırasında referandumun final maçı gününde olmasını hatırlatarak "İnşallah çifte zafer yaşarız" diyebilecek kadar alçalan TBF Başkanı Turgay 
Demirel; vicdanınız rahat mı?
-Bayan basketbol şubesini açık ve net şekilde yönetemeyen, Taurasi ve Penny olaylarında olaya hakim kalamayan, transfer görüşmesinde "Biz Fenerbahçeli değiliz ki..." diyebilen, Mahmut Uslu artığı idari menajer Didem Akın; vicdanınız rahat mı?
-Konuşmaya gelince mangalda kül bırakmayan ama dünya spor tarihinin en büyük skandallarından biriyle karşı karşıya olup hala sorumluları istifa bile ettiremeyen, Turgay Demirel'e yıllardır verdiği desteğin nedenini bir türlü çözemediğim Fenerbahçe yönetimi; vicdanınız rahat mı?


Hepimiz oturup bir vicdan muhasebesi yapalım, bir Avrupa şampiyonluğumuzu nasıl heba ettiğimizi düşünelim. Sen, ben, o, hepimiz suçluyuz. Bir sorgulayın bakalım kendinizi: Vicdanınız rahat mı? 

20 Ocak 2011 Perşembe

Sıradaki Gelsin Beyler...

Euroleague Top 16'da çok zor bir kura çektiğimiz söylenemez ama rakibimiz Olympiakos olduğu için hesaplarımızı çoktan 5 maç üzerinden yapmaya başlamıştık.Hepimizin içinden zaman zaman Yunanistan galibiyeti geçiyordu ama kendimizi umutlandırmaya cesaret edemiyorduk.


Basketbol çevrelerinin sık sık dile getirdiği gibi kadro olarak Avrupa'nın en iyi takımı olmasının yanında, ateşli seyircisinin de desteği ile sahasında 20 maçtır kaybetmiyordu Olympiakos. Kimsenin beklemediği demiyorum, çünkü basketbolcularımızın bu maçı kazanacaklarına inandıkları çok belliydi, bir galibiyet alarak bütün bu hesapları iyi yönde bozdu Fenerbahçe.

İlk periyoda iyi savunmayla başladık, yalnız ilerleyen dakikalarda da başımızı ağrıtacak olan hücum ribauntları verdiğimiz için, rahat bir oyun sergileyemedik.Bu yüzden oyun dengede kaldı. İlk dakikalardaki savunmaya daha sonra Tomas ve Ukiç'in etkili hücum performansları eklenince skor 12-5 oldu; ama daha sonra Kinsey'in erken hücum tercihleri yüzünden hücumdan dengesiz dönmek zorunda kaldıkça Olympiakos kolay sayılar buldu ve oyuna geri döndü.Ukic kenara gelip Jasikevicius oyuna girdiğinde şüphesiz hepimiz ondan çok şey bekliyorduk; fakat takıma halen uyum sağlayamamış olmasından ve rakip oyuncuların onu çok iyi tanıyor olmasından olsa gerek etkili olamadı. Jasikevicius'un ilk periyottaki top kayıpları geri düşmemize neden oldu ve periyodu 18-16 mağlup kapadık.Bu periyotta iyi savunmaya rağmen yediğimiz 18 sayıda, Mirsad'ın yokluğunda verdiğimiz 4 hücum ribandının etkisi büyüktü.

2.Periyoda kabus gibi başladık ve skor 22-16 ya geldi.Daha sonra Ukiç'in tekrar oyuna girmesi ve Emir'in eski günlerini anımsatan oyunu toparlanmamızı sağladı.Özellikle Emir'in aldığı kritik savunma ribantları olmasa maç orda kopabilirdi ama skoru 24-23'e getirmeyi başardık.

Maç boyunca faul problemi yüzünden çok etkili olamayan Lavrinovic o dakikada önce mükemmel bir blok ile topu kazandı, daha sonra devam eden hücumda 3 sayılık basket ve bir de faul ile skoru 27-24'e getirdi.İlk periyotta etkili olamayan ama maç içerisinde zaman zaman çok etkili savunma yapan Kinsey'in çaldığı top ve sonrasındaki atılan sayıyla farkı 5 sayıya çıkardık.Olympiakos karşısında baskısını sürdüren Fenerbahçe, Ukiç'in çaldığı top ve Tomas'a asistiyle skoru 33-26'ya getirince Olympiakos mola almak zorunda kaldı.
Moladan sonra yine çok kötü bir periyot sonu geçirdik ve 7-0 lık seri ile beraberlik sağlandı.İlk yarı sonucu 33-33 idi.

İlk yarı 5 hücum ribandı vermiş 13 top kaybı yapmıştık.Olympiakos gibi bir takıma karşı bu istatistiklere rağmen yanlızca 33 sayı yemek, savunmada gösterdiğimiz eforun ne denli büyük olduğunu gösteriyor.

2.yarıya Tomas'ın ardarda sayılarıyla iyi başlamış skoru 39-36 ya getirmiştik.Derken Kaya ardarda 3. ve 4. faulünü aldı.Vidmar'ın yokluğunda sıkıntısını çektiğimiz pota altı sertliği tam iyice zayıfladı derken üstüne bir de teknik faul alıp oyundan çıktı Kaya. Teodosic serbest atışları sayıya çevirdi ama sonrasında hücumu iyi kullanamadılar.Teknik faulden sonra Olympiakos'un havaya girmesi tehlikesi vardı ama korkulan olmadı.Üstüne Olympiakos hücumunda topu çalan Ukic 5 kişiyi geçip turnikeyi bırakınca farkı 4 sayıya çıkarabildik. Fakat Kaya'nın çıkmasından sonra Olympiakoslu oyuncular içeriye çok daha rahat girip kolay sayılar bulmaya başladılar.Bu sayılara Tomas ile karşılık vererek oyunda dengeyi koruduk.Periyodun sonlarında gene oyundan düşmeye başladık ve rakibin maçın başından beri sokamadığı 3 sayılık basketleri bu sefer atmasıyla birlikte 58-55 periyodu geride kapattık.

25 sayı yediğimiz bu periyotta savunmanın gedik vermesinin en büyük nedenleri Kaya'nın çıkmasıyla savunmada oluşan boşluk ve rakibin artan 3 sayı performansıydı.

Seyirci avantajının üstüne az da olsa skor avantajını koyan Olympiakos'un son periyotta işleri kendi lehine çevirmesi bekleniyordu belki ama o ana kadar pek gözükmeyen bir ÖMER ONAN vardı sahada. Daha periyodun başında attığı basket ile skorda eşitliği sağladı.Savunmadaki dikkatsizlikler yüzünden öne geçemesek de Ömer'in iyi oyunu ve Sean May'in ilk yarıdaki kötü performansını az da olsa affettirmesiyle oyun dengede gitti.

Ukic'i maç sonuna saklamak isteyen koç Spahija, Jasikevicius'u oyuna aldı.Şu dakikaları kazasız geçelim, maç sonunda Ukic ile galibeyete ulaşabiliriz derken Fenerbahçe bir anda çoştu.Skor önce Sean May'in sayısıyla 66-65'e geldi, daha sonra Ömer Onan'ın üçlüğüyle 69-65 oldu.Hücuma katkısıyla da yetinmeyen Ömer, Spanoulis'e de son periyotta nefes aldırmadı. Olympiakos, hücum ribandı ile verdiğimiz şansı hatalı yürüme ile geri iade edince rahatladık.Üstüne önce Jasikevicius'un 3lüğü, daha sonra Emir'in Ömer'in girmeyen sayısını tamamlaması farkı 8 sayıya kadar çıkardık.Emir'in de çoşması ile maçın bitimine 1.10 kala fark 10 sayı idi.

Periyot sonlarını maç boyunca kötü oynamıştık ama bu sefer son dakikada tam anlamıyla çoştuk.Önce Ukic 80-70 yaptı ardından Ömer Onan fast-break ile 82-70 ve son alarak maç biterken atılan HELAL OLSUN dedirten sayı.84-70

Genel olarak maça baktığımızda Ukic yine her zamanki gibi müthişti ama özellikle beğendiğim oyuncular Emir ve Tomas idi.Tomas zaten maçın en skorer ismi, kritik dakikalarda kritik sayılara imza attı.Emir de hem hücumda hem savunmada çok gayretliydi.Bu sene genel olarak düşük form gösterse de kendini toparlayacağını umuyorum.Fenerbahçe Emir'i de kazanırsa Final Four'a bir adım daha yaklaşmış olur.

Bunların dışında Ömer Onan son periyotta savunmada ve hücumda harika oynayarak maçı o dakikalarda koparan isim oldu.Kinsey zaman zaman çok iyi savunma yaparak takıma katkı sağladı.Sean May de ilk yarıda saç baş yoldursa da son periyottaki mücadelesiyle kendini biraz olsun affettirdi.

Jasikevicius takıma uyum sağlayamaması nedeniyle bir çok top kaybı yaptı demiştik, bunu takımın ona uyum sağlayamaması nedeniyle diye düzeltsek daha doğru olur.Zaman içinde bu problem aşılacaktır elbet.Ama kötü oynasa da onu izlemek ayrı bir zevk tabi.

Karşımızda Avrupa'nın belki de en büyüğü, sahasında 20 maçtır kaybetmiyor, seyirci desteği muazzam, skor 84-70 Fenerbahçe Ülker galip...

Bununda işini bitirdik sıradaki Avrupa devi gelsin bakalım...

4 Ocak 2011 Salı

Kritik Galibiyet

Yeni yılın ilk iş gününde metrobüsle salona doğru yol alırken ne Efes maçı heyecanı ne de Galatasaray CC mağlubiyetinin moralsizliğini yaşıyorduk. Zaten iş günü olmasının da etkisiyle olsa gerek salon çevresinde de salonda da pek bir coşku yoktu öyle. Her ne kadar resmi anons gelmese de maçı 7-8 bin Fenerbahçe taraftarının izlediğini sanıyorum. 


Vidmar'ın sakatlığının ardından zorluk düzeyi yüksek her maçta olduğu gibi maçın başında hücumda da savunmada da ritm bulmakta çok zorlandık. Buna Rakocevic'in ve Kerem Gönlüm'ün ilk dakikalardaki üstün oyunu ve Fenerbahçe'de  geçen sene bugünkü rakibin forması altındayken en çok uğraşılan Kaya'dan başka direnç gösteren kimsenin olmaması da eklenince ilk periyotu geride tamamladık. Açıkçası ikinci periyot Fenerbahçe adına değişen pek bir şey olmadı; ancak Efes'in de ilk periyottaki hücum üretkenliği ikinci periyotun ortalarına doğru yavaş yavaş düşmeye başlayınca maçın en az sayı atılan periyotunu yaşadık.
İkinci yarının hemen başında bulduğumuz sayılar ve devamında gelen savunma direncine Efes'in ilk 7.47'ye kadar sayı bulamaması da eklenince Fenerbahçe beraberliği yakalayıp ardından da 6.37'de ilk kez öne geçti. Bu dakikadan sonra taraftarın da verdiği inanılmaz destekle Fenerbahçe hücumda daha doğru tercihler kullanmaya ve her zaman olduğu gibi doğru hücumların verdiği enerjiyle savunma direncini artırmaya başladı. Nitekim 25. dakikadan 32. dakikaya kadar süren 11-0lık seride maçın kopmasında büyük rol oynadı. Üstüne bir 12-3'lük seri daha eklenince zafer kutlamaları erken başlayıp takım da taraftar da erken havaya girince son dakikalarda Tanjevic döneminden hafızlarımıza kazınan o korkulu rüyalı maç sonlarından birini daha oynadık. Ancak son dakika içinde Tomas'ın akıllı sayılarıyla çok kolay bitebilecek bir maçı zor da olsa kazanmayı başardık.


Yine bazı isimlere parantezlerimizi açalım;
Roko Ukic; sakatlığın izlerini üzerinden ilk kez bu maç atmayı başardı. Kırılma anlarında kritik sayılarla yine "Bu benim takımım" dedi. Ancak ben, sanki Jasikevicius transferinin üzerinde bir tedirginlik yarattığını sezdim. Ukic'e Sarunas'ın onu yedeklemek için orda olduğu daha net hissettirilmeli bence.
Kaya Peker, Vidmar'ın sakatlığının ardından üzerine yüklenen ağır sorumluluğun bilincinde gerçekten inanılmaz bir özveri gösteriyor. Kendimi bugün iki Efesli arasında girdiği mücadele sırasında reklam panolarının üstünden düştüğü pozisyonda Kaya'yı ayakta alkışlarken yakaladım. Benim gibi sert bir Kaya karşıtı bile bu hallere geldiyse Kaya artık bünyelerde kabul görmüştür diyebiliriz.
Marko Tomas, bugün hücumda çok yüksek motivasyon ve özgüvenle oynadı, Cibona günlerine nazire yapar gibiydi. Dileğimiz onu hep böyle görmek elbette. 
Sarunas Jasikevicius hakkında burada kendi takımımın oyuncusu olarak yazı yazmak bile inanılmaz bir duygu. Henüz takımla antremana çıkmamasına hatta lisansı bugün çıkmasına rağmen ilerleyen maçlarda izleyeceğimiz Saras'tan kısa kesitler sundu. Sayıya dönüşen 3 asist kadar da diğerlerinin beklemediği anlarda gelip sayıya dönüşemeyen müthiş paslar vardı. Daha geçen hafta Ukic dinlenirken takımın Greer önderliğinde saçmaladığını düşününce Jasikevicius çölde bir vaha gibi adeta. Hakkında pek bir maç değerlendirmesi yapamıyorum; çünkü henüz kendime sahadaki 13 numaralı oyuncunun Saras olduğunu inandırmakla meşgulüm.


Aslında Lavrinovic'in bir türlü olmaması, Preldzic'in yine yokları oynaması, takım savunmamızın ritminin sezon başına göre çok düşmesi, son periyotta laubali tavrımız nedeniyle maçı nerdeyse armağan edecek olmamız gibi yukarıdaki olumlu noktalara karşı açılabilecek pek çok olumsuz parantez de var. Ama kalitesi düşük geçen ve uzun süre geride götürdüğümüz maçı iyi bir geri dönüşle aldığımız varsayımı ile yazıyı kapatıp o olumsuzlukları şimdilik kritik bir dönemdeki kritik galibiyet hatrına erteleyelim. 


Son olarak Jasikevicius ulan !


Not: Efes Pilsen tararfı Maçın esas oynanması gereken günün Pazar olması ve Saras'ın lisansının bugün çıkarılması gerekçesiyle itirazda bulunmuşlar. Olumsuz bir sonuç çıkacağını sanmıyorum ama değinmeden geçmeyelim.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Sarunas Jasikevicius Fenerbahçe'de !


Daha çarşamba günü Galataray CC maçını izlerken dost sohbetinde adı geçmişti "ah keşke" diye. Tamamen spontane gelişen bir konuşmadan çok değil 2 gün sonra resmi açıklama geldi Jasikevicius ile prensipte anlaşıldığına dair. Roko Ukic-Jasikevicius ikilisinde bir de Engin Atsür'ün döneceğini düşünürsek bence Euroleague'in en iyi guard rotasyonlarından birine sahip olduğumuz çok açık. 


Rytas maçlarında izleyebildiğim kadarıyla (Rytas-Fenerbahçe Ülker, Rytas-Barcelona) her ne kadar savunmada yaşının getirdiği zaafları olsa da hücumda hala Avrupa'nın en iyilerinden biri olduğu çok açık. Ukic'in olmadığı maçlarda ya da dinlendirildiği anlarda saçmalayan hücum hattımızı toparlayacak ve birkaç seviye yukarı taşıyacaktır kesinlikle. 


Mevcut takımının kariyerine başladığı takım olduğunu ve o takımın da şu anda TOP16'da olduğunu düşünürsek ortada bir transfer başarısı olduğunu da vurgulamak ve emeği geçenleri de kutlamak lazım. Son olarak 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen ile Panathinaikos forması altında Abdi İpekçi'de canlı izlerken imrenmekten öte kıskandığım Sarunas'ı çubuklu altında izlemek inanılmaz bir duygu olacak, şimdiden sabırsızlanıyorum.


Not: Aşağıda daha 15 gün önce devleştiği Barcelona maçından resitalini izleyebilirsiniz.