Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Ülker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2011 Cumartesi

Fenerbahçe Ülker'in Sezon Muhasebesi



Beşte beşi tamamlayan diğer branşlarda olduğu gibi camianın artık alışkın olduğu gelgitlerle dolu bir sezon yaşadık erkek basketbolda da. Kalite, tecrübe gibi farklar dolayısıyla bu gelgitler sezon boyunca ligi domine etmemizi engellemese de çeyrek finalin kıyısına gelmişken Euroleague'den elenme hepimizin içinde ukde olarak kaldı açıkçası. Neyse, büyük güçlüklerle geçirdiği sezon sonrası beşte beşi tamamlayan, sezonu iki kupayla kapatan branşın muhasebesine karalar bağlayarak başlamak olmaz.

Sezonun muhasebesine pozitif haneleri yazarak başlayalım:
Varan 1: Türk basketboluna ve Fenerbahçe Ülker'e kattıkları ve bizden aldıkları hep konuşuldu tartışıldı Tanjevic'in. Bazıları körü körüne eleştirse de ben savunma konusunda Türk basketbolunun kendisine çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Ancak kenardaki güvensiz duruşu, oyuncularla hakarete varan düzeyde diyaloğu, bir türlü hücum karakteri oturtamayışı, oyuncu değiştirmek ve değiştirdiğini benchte unutmaktan ibaret rotasyon anlayışı ve en önemlisi belki de Aydın Hocamızın yerini alışı ile bir türlü ısınamadık Tanjevic'e. Takımdan gidişi ve akabinde Aydın Örs'ün genel koordinatör olarak takıma dönüşü; takımın başına kendi idealleri ile uyumlu, karakter sahibi birini Spahija'yı getirmesi; üstelik bir de geçen sene bu takımı lig zaferine taşıyan Ertuğrul Erdoğan'ın yanına bir Fenerbahçe efsanesi Damir Mrsic'in de teknik ekibe eklenmesi sezon muhasebesinde pozitif haneye yazılan ilk varan.

Varan 2: Ulaşımı adeta eziyet olan, hele maç çıkışları tam bir işkenceye dönüşen Abdi İpekçi'den; ulaşımın nispeten kolay olduğu arena kıvamında bir Sinan Erdem'e geçmek olumlu katkı yapsa da asıl Varan 1'in taraftarı şubeyle barıştırması inanılmaz bir seyirci potansiyeli doğurdu. Geçen sene seyirci ortalamaları nedeniyle Euroleague yönetiminden birkaç defa uyarı alan Fenerbahçe Ülker, 32li gruplar sonunda seyirci ortalamasında liderdi. Pozitif haneye yazdığımız bu varan için burada bir virgül koyalım; çünkü negatif hanede de bu konuda yazılacak çok şey var. 

Varan 3: Gelelim pozitif haneye yazılacak isimlere;
-Emir Preldzic: Onunla ilk tanışıklığımız İzmir’deki Ümitler Şampiyonası’nda en iyi beşe seçilmesi ile başladı. Açıkçası ben turnuvayı izlememiş olsam da görüşlerine çok değer verdiğim izleyenlerin yorumlarına dayanarak benim için Fenerbahçe’ye gelişi çok umut verici olmuştu. O savruk hallerine, fundamental eksikliğine rağmen  teknik anlamda 1-4 arasındaki tüm pozisyonları oynayacak bir fiziğe ve basketbol niteliklerine sahip olması dolayısıyla onu o süreçte de sahada izlemek çok keyifliydi. O da gelişimini çok başarıyla sürdürdü, geçen sene sonlarına doğru çok başarılı bir çizgi yakaladı. Ancak tam “oldu” derken bu sene başındaki koç değişikliğinin ardından yeniden bocalama dönemi yaşaması bize bir kez daha “acaba” dedirtti. Savruk olduğu, zaman zaman oyun disiplinini yitirdiği bir gerçek; ama maç çevirecek ve fark yaratacak kadar farklı olduğu da başka bir gerçek. 
-Ömer Onan: Fazla da bir şey söylemeye gerek yok aslında. O benzetmeyi çok dejenere bulsam da daha iyi bir açıklaması yok: Şarap gibi. Bu sene hocanın ona verdiği rolü kibrini yenerek kabullendi ve görev adamı kimliğine iyi soyundu. Sezon başından beri her kritik anda muazzam katkı verdi. Büyük kaptanın emeğini pozitif hanelerde başlara yazmamak olmazdı.
-Oğuz Savaş: Ömer ve Semih'i kaybettiğimiz, uzun rotasyonunda sakatlıklar ve formsuzluklar nedeniyle istediğimiz verimi alamadığımız sezon boyunca tıpkı takım gibi gelgitler yaşasa da önemli katkılar sağladı.  Pozitif haneye gönül rahatlığıyla koyduğumuz bir başka isim Oğuz.
-Marko Tomas: Çevikliği, takımı ateşlemesi ve skorerliği ile ligde de Avrupa'da kilit oyunculardan biri oldu. Tam bir takım oyuncusu ve mükemmel bir profesyonel. Sezonun gizli değil apaçık kahramanlarından Tomas'ın pozitif hanede yer alması yadırganmasa gerek.
-Sarunas Jasikevicius: Onu pozitif haneye yazmak pek çoğunuzu şaşırtacak elbet ama böyle bir efsaneyi negatif hanelere işlemeye gönlüm razı gelmedi açıkçası. Engin'in daha formayı giymeden sakatlanmasının ardından rotasyon anlarında Greer önderliğinde saçmalayan takıma Ukic'i yedekleyecek bir alternatif olarak büyük umutlarla geldi Saras. Yaşının etkisiyle eski hallerinden uzak  kaldı belki ama yaşının, ağırlığının etkisi kadar şu an takıma katkı verememesinde diğer oyuncularla, iletişim kopukluğu da büyük rol oynadı. Bunlara rağmen her seferinde başaramasa da el yakan anlarda ortaya çıkma çabaları, kenardaki o lise basketbol takımı oyuncusu gibi heyecanlı halleri onu sezon muhasebemin pozitif hanesine yerleştirdi. Keşke Damir'in yanına oturabilecek kadar önce gelseydi bu formayı giymeye...
-Roko Ukic: Ukic'i pozitif haneye dahil etmenin şaşırtıcı bir yanı yok elbette. Takımın o heyecan dolu Euroleague macerasında liderliği başarıyla üstlendi. Zor anlarda, el yakan toplarda takımı ayağa kaldırmayı başardı. Belirtmeden geçmek olmaz ki takımın kötü gittiği anlarda gerekli katkıyı veremediği bir gerçek. Haddimi aşmak istemem ama daha yüksek hedefler için doğru isim olduğundan çok emin değilim açıkçası ama şampiyonluğun ve sezon boyu verdiği katkının hatrına fazla irdelememek gerek şimdilik.
-Sakatlanmalarına kadar varlarını yoklarını ortaya koyan Mirsad ve Vidmar'ı da gözden kaçırmamak gerek. Vidmar tam "sonunda oldu" dediğimiz bir dönemde sakatlandı. Tam takım onsuzluğa alışmışken bu kez Mirsad'ı aldı sakatlık illeti bizden. Zaten Euroleague rüyası da buradan sonra kabusa dönüştü. Böylesi sakatlıklardan sonra hele Mirsad'ın yaşındaysanız zor ama GSCC serisinde kenardayken gözlerindeki hırsa bakıp 35'inde de olsa aslanlar gibi döneceğini hissediyorum. Çok özledik çocuklar, bekliyoruz...

Öncelikle en kritik anlarda kritik virajlarda önemli oyuncularını kaybeden, kalan isimlerin de pek çoğunun sakatlık-hastalık sorunları yaşamalarına rağmen büyük fedakarlık gösterdikleri Fenerbahçe Ülker'i sezonu çifte kupayla kapattığı için takdir ve özverilerine her Fenerbahçe taraftarının yapması gerektiği gibi teşekkür ediyoruz ama muhasebede nasıl gelir de gider de varsa şimdi negatif haneleri anmazsak olmaz.

Varan1: Sayılarla tatmin olan bir yapısı vardır Fenerbahçe taraftarının. Kulübün sattığı kombine sayısı arttıkça tatmin olur, Fenerium’un sattığı Alex forması sayısıyla tatmin olur, Fenerbahçe Kart sayısı ile tatmin olur… Bu sezon da Euroleague seyirci ortalamalarında lider olmakla, büyük maçlarda salonu kapalı gişe yapmakla tatmin oldu. Dikkat çekici nokta salona gelen seyircinin Sinan Erdem’i tedirgin edici, baskılı bir deplasman haline getirememesi oldu. Salonun yarısının doğru düzgün tepki bile vermeden maç izlediğini, bir kısmının sadece “Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener” sırasında ayaklandığını düşünürsek, bağırmak için salona gelen taraftara rakibi ve hakemi baskı altına almak için büyük iş düşüyor. Buna rağmen onlar da söyledikleri “mıy mıy” bestelerle benim bile uykumu getiriyor ki baskı filan hak getire. Her ne kadar salon yapıları farklı olsa da Abdi İpekçi'de yarattığı atmosferle taraftarın Galatasaray'ı nasıl yukarı çektiği net bir şekilde görülmüştür sanırım. Salonu dolduran taraftarı takdir etmekle birlikte gerekli atmosferi zerre kadar yaratamadığını, küçük maçlarda salonun yine bomboş kaldığını da belirtip seyirci konusunda negatif hanenin terazide ağır bastığını belirtmek gerek.


Varan 2:Darjus ve May bu sezonun hayal kırıklıkları oldu. Kaya ve Kinsey'i ise nereye koysam bilemedim açıkçası. İkisinin de mücadelesini hırsını görüyorum; ama verimleri için aynı şeyleri söylemek mümkün olmuyor. Yine de final serisinde kendini bulan May'i, mücadelesiyle transferinin en ağır muhaliflerinden bana kendini zaman zaman alkışlattıran Kaya'yı, hırslı halini çok sevsek de savruk görüntüsü hiç gitmeyecek Kinsey'i, nadiren de olsa kritik anlarda katkı sağlayan Darjus'u ne negatif ne pozitif haneye koymayı gönlümüz el vermedi. Onlara da böyle kararsız bir hane açıp muhasebeye yeni bir soluk getirelim.  



Sarunas'ın 35'inde lise takımı kaptanı gibi heyecanlı halleri,
Ömer'in kalplerimizi fetheden arzusu,
Emir'in savruk ama azimli halleri,
Kinsey'in taraftarı coşturan tavırları,
Mirsad'ın o şanssız ana kadar saha içinde o andan sonra kenarda en kritik anlarda katkıları,
Kaya'nın en katı karşıtlarına bile zaman zaman kendisini ayakta alkışlatan mücadelesi,
Ukic'in zor anlardaki soğukkanlılığı,
Oğuz'un gelgitli formuna rağmen dar rotasyonda önemli katkısı,
Vidmar'ın tam "bu sene oldum" derken içimizi burkan sakatlığına kadar gösterdiği müthiş savunma,
Tomas'ın umutların tükendiği anlarda takımı ayağa kaldırışları,
Darjus'un bir türlü olmamasına rağmen özverisini sürdürmesi,
May'in Ipad'ini bırakıp playofflarda "ben de varım" dercesine değişimi,
Erbil, Kerem, Can ve Berkay'ın mütevazi oyunları
ve
Artık bizden biri koç Spahija,
Efsane kaptan Damir,
Gerçek Fenerbahçeli Ertuğrul Erdoğan'ın kenardaki özverisi,
ve
Gönlümüzde yeri büyük Aydın Örs'ün dönüşü
ile
bir kez daha 


ŞAMPİYON FENERBAHÇE





15 Haziran 2011 Çarşamba

Cuma Fenerbahçeli'nin Bayram Günü !

Kızdık...
Öfkelendik...
Bağırdık, çağırdık...
Küfredenlerimiz de oldu maalesef...
Çok gelgitler yaşadık sezon boyu...
En yıkık anımızda ayağa kalkmayı başardık...
En umutlu anlarımızda hayallerimiz yıkıldı...


Ama artık son...
Cuma çubukluyu taşımanın haklı gururuyla fırlamalı sokaklara...
Kıskanan gözlere inat gururla dolaşmalı sokaklarda...
İnletmeli sokakları "Fenerbahçe" diye gırtlakları patlatırcasına...

Çünkü cuma
Sarunas'ın 35'inde lise takımı kaptanı gibi heyecanlı halleri,
Ömer'in kalplerimizi fetheden arzusu,
Emir'in savruk ama azimli halleri,
Kinsey'in taraftarı coşturan tavırları,
Mirsad'ın o şanssız ana kadar saha içinde o andan sonra kenarda en kritik anlarda katkıları,
Kaya'nın en katı karşıtlarına bile zaman zaman kendisini ayakta alkışlatan mücadelesi,
Ukic'in zor anlardaki soğukkanlılığı,
Oğuz'un gelgitli formuna rağmen dar rotasyonda önemli katkısı,
Vidmar'ın tam "bu sene oldum" derken içimizi burkan sakatlığına kadar gösterdiği müthiş savunma,
Tomas'ın umutların tükendiği anlarda takımı ayağa kaldırışları,
Darjus'un bir türlü olmamasına rağmen özverisini sürdürmesi,
May'in Ipad'ini bırakıp playofflarda "ben de varım" dercesine değişimi,
Erbil, Kerem, Can ve Berkay'ın mütevazi oyunları
ve
Artık bizden biri koç Spahija,
Efsane kaptan Damir, 
Gerçek Fenerbahçeli Ertuğrul Erdoğan'ın kenardaki özverisi,
ve
Gönlümüzde yeri büyük Aydın Örs'ün dönüşü
ile
gelecek zaferi kutlama günü...
Çünkü cuma şampiyonluğun günü...
Cuma Fenerbahçeli'nin Bayram Günü !
Cuma "Beşi Bir Yerde" Günü !

Ya yine olmazsa mı?

O zaman Pazar Sinan Erdem'de olur...

Ya orda da olmazsa mı?
Bu sezon Ömer'in, Ukic'in, Emir'in ve diğerlerinin yaptıklarını küçültür mü?
Gözlerindeki hırsı yok eder mi?
Bu takımın azmi, bu sene yaşattıkları inkar edilir mi?
Emekleri hiçe sayılır mı?
En kötü 2006 ile 2010'daki futbolun, 2009'daki Efes serisinin yanına 2011'i de koyarız.
Zaten aranızda sevinmek için seven var mı ki?

28 Ocak 2011 Cuma

The Rising Sun Over Europe !


Oldukça heyecanlı geçen, bir an kazandığımızı sanıp neredeyse vereceğimiz bir maçın ve dolayısıyla bu stresli gecenin ardından ayrıntılı bir maç yazısındansa takdir ve tenkitlerimizi derleyeceğimiz bir yazı yazalım istedim.
Adettendir pozitiflerle başlayalım:

-Takım ruhu yine muazzamdı. Sahaya girip katkı vermeyen oyuncu neredeyse olmadığı gibi mücadele etmeyen kesinlikle yoktu. Herkes elinden gelen özveriyi gösterdi. Takdir mücadeleyi asla bırakmayan bütün takıma…
-Ömer Onan! Fazla da bir şey söylemeye gerek yok aslında. O benzetmeyi çok dejenere bulsam da daha iyi bir açıklaması yok: Şarap gibi. Bu sene hocanın ona verdiği rolü kibrini yenerek kabullendi ve görev adamı kimliğine iyi soyundu. Sezon başından beri her kritik anda muazzam katkı verdi. Takdirler gerçek Fenerbahçeli Ömer Kaptan’a…

-Onunla ilk tanışıklığımız İzmir’deki Ümitler Şampiyonası’nda en iyi beşe seçilmesi ile başladı. Açıkçası ben turnuvayı izlememiş olsam da görüşlerine çok değer verdiğim izleyenlerin yorumlarına dayanarak benim için Fenerbahçe’ye gelişi çok umut verici olmuştu. O savruk hallerine, fundamental eksikliğine rağmen  teknik anlamda 1-4 arasındaki tüm pozisyonları oynayacak bir fiziğe ve basketbol niteliklerine sahip olması dolayısıyla onu o süreçte de sahada izlemek çok keyifliydi. O da gelişimini çok başarıyla sürdürdü, geçen sene sonlarına doğru çok başarılı bir çizgi yakaladı. Ancak tam “oldu” derken bu sene başındaki koç değişikliğinin ardından yeniden bocalama dönemi yaşaması bize bir kez daha “acaba” dedirtti. Savruk olduğu, zaman zaman oyun disiplinini yitirdiği bir gerçek; ama maç çevirecek ve fark yaratacak kadar farklı olduğu da bir gerçek. Bugün çok öne çıkmış olmasa da (ki çift haneli sayılara ulaştığını belirtelim) son saniyede yaptığı o inanılmaz 2 blokla maçı getiren isim oldu. Takdirler genç (!) Emir’e…

Gelelim negatif tabloya:

-İnanılmaz fazla top kaybı ve disiplinsiz hücumla(çoğu set hücum bile değildi)  ile oynadığımız bir maçı geride bıraktık. Güzel gecenin hatrına çok üzerinde durmasak da tenkitler hücumdaki savruk tabloya…
-Bu sezon izlediğim en kötü pota altı savunmalarından birini yaptık. Zaten Vidmar gittiğinden beri dozu düşen pota altı savunmamız, bugün hiç sertlik gösteremedi. Ne Kaya, ne Oğuz, ne de Lavrinovic orada gerekli direnci koyamadı. Bu da hücumda onların da doğru hücum edememelerine rağmen sezon ortalamaları olan 68.9’u rahatlıkla aşmalarını sağladı. Tenkitler pota altı savunmamıza…

VAMOS, CK, UNİFEB. Çok Özlemiştik!
-Hep söylüyorum rakamlarla tatmin olan bir kitledir Fenerbahçe taraftarı. Kulübün sattığı kombine sayısı arttıkça tatmin olur, Fenerium’un sattığı Alex forması sayısıyla tatmin olur, Fenerbahçe Kart abone sayısı ile tatmin olur… Şimdi de eminim ki Euroleague seyirci ortalamalarında lider olmamızla tatmin oluyor. Dikkat çekici nokta salona gelen seyircinin hala Sinan Erdem’i tedirgin edici, baskılı bir deplasman haline getirememesidir. Salonun yarısının doğru düzgün tepki bile vermeden maç izlediğini, bir kısmının sadece “Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener” sırasında ayaklandığını düşünürsek, bağırmak için salona gelen taraftara rakibi ve hakemi baskı altına almak için büyük iş düşüyor. Buna rağmen onlar da söyledikleri “mıy mıy” bestelerle benim bile uykumu getiriyor ki baskı filan hak getire. Her zaman olduğu gibi bugün de taraftar takımı değil takım-daha doğrusu Ömer- taraftarı ateşledi. Zaten olumsuz olan bu tabloya bir de bu kadar keyifli bir  maçın bitiminde o güzel atmosferde Beşiktaş’a küfrederek iyice kötü noktaladılar geceyi. Neyse ki UNİFEB, VAMOS ve CK artık bizlerle olacak, kalitenin biraz olsun yükseleceğini ümit ediyorum. Tenkitler Fenerbahçe seyircisine (!)

-Maçla ilgisi olmasa da sakatlıklar iyice can sıkmaya başladı. Engin ve Vidmar’ın yokluğunu zaten kabullendik; ama son 2 haftada Ömer’i, Mirsad’ı, Kinsey’i kritik maçlarda kullanamamamıza sebep olan sakatlıklar umarım ilerleyen maçlarda canımızı yakmaz.

Gecenin aklımda kalan notları kısaca bunlar. Gruptan çıkma yolunda avantaj yakaladığımız malum; ama herkesin dilinden düşmeyen F4 Barcelona hala çok yakın sayılmaz. Adım adım gitmeli, yere sağlam basmalıyız. Yine de o pankartın vakti gelmedi mi?

24 Ocak 2011 Pazartesi

Her Hafta Böyle Olsun !

 Fenerbahçe Ülker: 83 - Banvit:70
    Dicle Üniversitesi: 0 - Fenerbahçe Acıbadem: 3
Çankaya Belediyesi: 2 - Fenerbahçe: 3
MP Antalyaspor: 0 - Fenerbahçe: 1
Tarsus Belediye: 67 - Fenerbahçe: 88


Boşuna söylemiyoruz Fenerbahçe SPOR Kulübü diye. Dünyada en popüler takım sporlarının hepsinde birden bu denli başarılı takım azdır. Yarıştığımız bu takım sporlarının hepsinde kazandığımız bir haftasonu geçirdik. Böyle devam etmek dileğiyle...

21 Ocak 2011 Cuma

Bunun Adı Devrim !


Maç yazısında geceyi gayet güzel an be an özetlemiş zaten Hasan. Dolayısıyla ben dün geceye değil, bir yıl kadar öncesine dönmek istiyorum, 2010'un 6 Ocak'ına. Aşağıda okuyacağınız italik yazılı kısım o günkü Hürriyet Gazetesi'nden alıntıdır.

Erkekler Uleb Avrupa Ligi (A) grubunda mücadele eden Fenerbahçe 
Ülker basketbol takımı, gruptaki 9. maçında, deplasmanda İtalyan 
temsilcisi Montepaschi Siena'ya 101-58 yenildi. İtalya'nın Siena 
kentindeki karşılaşmayı baştan sona üstün götüren ev sahibi takım, 
ilk çeyreği 19-14, ilk yarıyı da 50-25 önde tamamladı. İkinci yarıda 
da Fenerbahçe Ülker önünde etkili oyununu sürdüren İtalyan temsilcisi, 
3. periyot sonunda sayı farkını 39'a çıkardı: 78-39. Son periyotta arayı 
iyice açan Montepaschi Siena, karışlaşmayı 43 sayı farkla 101-58 
kazandı. Bu sonuçla Fenerbahçe Ülker, grupta oynadığı 9 maçında 6. 
yenilgisini almış oldu.

Üzerinden çok değil sadece bir yıl geçmiş, Euroleague'de Fenerbahçe'nin "büyük maçların küçük takımıyım" diye takıldığı dönemler. Peki o günden bugüne ne değişti. 
Ne oldu da Siena karşısında ikiye katlanan takım burada Siena'yı mağlup etti? 
Ne oldu da Barça'dan 20-25 sayı farka fitken geçen yılın şampiyonu deplasmanda devrilecek hale gelindi? 
Ne oldu da bu senenin en büyük EL favorisi, her bir guardı sıradan bir takımı üst düzeye çekecek nitelikte bir takım olan Olympiakos gibi zor bir deplasmandan zaferle çıkılır hale gelindi?

Adım 1: Şubeye senelerdir kan ağlatan ve Türk Spor kamuoyunda adı büyük bir nefretle anılan Mahmut Uslu'nun ayrılması birinci adımdı.
Adım 2: Türk basketboluna ve Fenerbahçe Ülker'e kattıkları ve bizden aldıkları hep konuşuldu tartışıldı Tanjevic'in. Bazıları körü körüne eleştirse de ben savunma konusunda Türk basketbolunun kendisine çok şey borçlu olduğunu düşünüyorum. Ancak kenardaki güvensiz duruşu, oyuncularla hakarete varan düzeyde diyaloğu, bir türlü hücum karakteri oturtamayışı, oyuncu değiştirmek ve değiştirdiğini benchte unutmaktan ibaret rotasyon anlayışı ve en önemlisi belki de Aydın Hocamızın yerini alışı ile pek ısınamadık Tanjevic'e asla. Takımdan onun gidişi adım ikiydi.
Adım 3 : Adım ikinin akabinde Aydın Örs'ün genel koordinatör olarak takıma dönüşü; takımın başına kendi idealleri ile uyumlu, karakter sahibi birini (şimdiden çoğumuzun idolü) Spahija'yı getirmesi; üstelik bir de geçen sene bu takımı lig zaferine taşıyan Ertuğrul Erdoğan'ın yanına bir Fenerbahçe efsanesi Damir Mrsic'in de teknik ekibe eklenmesi ile adım üç tamamlanıyordu.
Adım 4 : Ulaşımı adeta eziyet olan, hele maç çıkışları tam bir işkenceye dönüşen, konfordan ve tribünlerin konumu nedeniyle basketbol keyfinden oldukça uzak olan Abdi İpekçi'den; ulaşımın nispeten kolay olduğu arena kıvamında bir Sinan Erdem'e geçmek olumlu katkı yapsa da asıl ilk üç adımın taraftarı şubeyle barıştırması inanılmaz bir seyirci potansiyeli doğurdu. Geçen sene seyirci ortalamaları nedeniyle Euroleague yönetiminden birkaç defa uyarı alan Fenerbahçe Ülker, 32li gruplar sonunda seyirci ortalamasında liderdi. Siena maçına zar zor bilet bulduk, Barça'ya bulamadık. Varsın biz bilet bulamayalım, yeter ki o salon hep öyle dolu olsun.

Spahija; karakterli, ne istediğini bilen, takımın bir parçası olabilmeyi kabul eden, takımın önüne geçme niyeti olmayan oyunculardan çok uyumlu bir takım yarattı. Disiplini ve motivasyonu maç boyunca yitirmeyen bir takım ortaya çıktı. Kenarda hata yapanın bir güzel haşlıyor ama başaranı iyi işler yapanı da onore ederek saygı uyandırıyor koç. Aydın Hoca'nın oyuncularla hatta bir o kadar da teknik kadroyla muazzam ilişkisini de takdir etmemek ayıp olur. Onun çok büyük katkısı var bu devrimde.

Grup maçlarında hep söylüyorduk FinalFour konuşmak için daha erken diye ama artık zaman zaman ben de Barcelona'da Palau Sant Jordi'nin sarı-lacivert hayalini kurmaya başladım. Yine de önümüzde çok zorlu beş maç varken adım adım yürümekte fayda var. 

20 Ocak 2011 Perşembe

Sıradaki Gelsin Beyler...

Euroleague Top 16'da çok zor bir kura çektiğimiz söylenemez ama rakibimiz Olympiakos olduğu için hesaplarımızı çoktan 5 maç üzerinden yapmaya başlamıştık.Hepimizin içinden zaman zaman Yunanistan galibiyeti geçiyordu ama kendimizi umutlandırmaya cesaret edemiyorduk.


Basketbol çevrelerinin sık sık dile getirdiği gibi kadro olarak Avrupa'nın en iyi takımı olmasının yanında, ateşli seyircisinin de desteği ile sahasında 20 maçtır kaybetmiyordu Olympiakos. Kimsenin beklemediği demiyorum, çünkü basketbolcularımızın bu maçı kazanacaklarına inandıkları çok belliydi, bir galibiyet alarak bütün bu hesapları iyi yönde bozdu Fenerbahçe.

İlk periyoda iyi savunmayla başladık, yalnız ilerleyen dakikalarda da başımızı ağrıtacak olan hücum ribauntları verdiğimiz için, rahat bir oyun sergileyemedik.Bu yüzden oyun dengede kaldı. İlk dakikalardaki savunmaya daha sonra Tomas ve Ukiç'in etkili hücum performansları eklenince skor 12-5 oldu; ama daha sonra Kinsey'in erken hücum tercihleri yüzünden hücumdan dengesiz dönmek zorunda kaldıkça Olympiakos kolay sayılar buldu ve oyuna geri döndü.Ukic kenara gelip Jasikevicius oyuna girdiğinde şüphesiz hepimiz ondan çok şey bekliyorduk; fakat takıma halen uyum sağlayamamış olmasından ve rakip oyuncuların onu çok iyi tanıyor olmasından olsa gerek etkili olamadı. Jasikevicius'un ilk periyottaki top kayıpları geri düşmemize neden oldu ve periyodu 18-16 mağlup kapadık.Bu periyotta iyi savunmaya rağmen yediğimiz 18 sayıda, Mirsad'ın yokluğunda verdiğimiz 4 hücum ribandının etkisi büyüktü.

2.Periyoda kabus gibi başladık ve skor 22-16 ya geldi.Daha sonra Ukiç'in tekrar oyuna girmesi ve Emir'in eski günlerini anımsatan oyunu toparlanmamızı sağladı.Özellikle Emir'in aldığı kritik savunma ribantları olmasa maç orda kopabilirdi ama skoru 24-23'e getirmeyi başardık.

Maç boyunca faul problemi yüzünden çok etkili olamayan Lavrinovic o dakikada önce mükemmel bir blok ile topu kazandı, daha sonra devam eden hücumda 3 sayılık basket ve bir de faul ile skoru 27-24'e getirdi.İlk periyotta etkili olamayan ama maç içerisinde zaman zaman çok etkili savunma yapan Kinsey'in çaldığı top ve sonrasındaki atılan sayıyla farkı 5 sayıya çıkardık.Olympiakos karşısında baskısını sürdüren Fenerbahçe, Ukiç'in çaldığı top ve Tomas'a asistiyle skoru 33-26'ya getirince Olympiakos mola almak zorunda kaldı.
Moladan sonra yine çok kötü bir periyot sonu geçirdik ve 7-0 lık seri ile beraberlik sağlandı.İlk yarı sonucu 33-33 idi.

İlk yarı 5 hücum ribandı vermiş 13 top kaybı yapmıştık.Olympiakos gibi bir takıma karşı bu istatistiklere rağmen yanlızca 33 sayı yemek, savunmada gösterdiğimiz eforun ne denli büyük olduğunu gösteriyor.

2.yarıya Tomas'ın ardarda sayılarıyla iyi başlamış skoru 39-36 ya getirmiştik.Derken Kaya ardarda 3. ve 4. faulünü aldı.Vidmar'ın yokluğunda sıkıntısını çektiğimiz pota altı sertliği tam iyice zayıfladı derken üstüne bir de teknik faul alıp oyundan çıktı Kaya. Teodosic serbest atışları sayıya çevirdi ama sonrasında hücumu iyi kullanamadılar.Teknik faulden sonra Olympiakos'un havaya girmesi tehlikesi vardı ama korkulan olmadı.Üstüne Olympiakos hücumunda topu çalan Ukic 5 kişiyi geçip turnikeyi bırakınca farkı 4 sayıya çıkarabildik. Fakat Kaya'nın çıkmasından sonra Olympiakoslu oyuncular içeriye çok daha rahat girip kolay sayılar bulmaya başladılar.Bu sayılara Tomas ile karşılık vererek oyunda dengeyi koruduk.Periyodun sonlarında gene oyundan düşmeye başladık ve rakibin maçın başından beri sokamadığı 3 sayılık basketleri bu sefer atmasıyla birlikte 58-55 periyodu geride kapattık.

25 sayı yediğimiz bu periyotta savunmanın gedik vermesinin en büyük nedenleri Kaya'nın çıkmasıyla savunmada oluşan boşluk ve rakibin artan 3 sayı performansıydı.

Seyirci avantajının üstüne az da olsa skor avantajını koyan Olympiakos'un son periyotta işleri kendi lehine çevirmesi bekleniyordu belki ama o ana kadar pek gözükmeyen bir ÖMER ONAN vardı sahada. Daha periyodun başında attığı basket ile skorda eşitliği sağladı.Savunmadaki dikkatsizlikler yüzünden öne geçemesek de Ömer'in iyi oyunu ve Sean May'in ilk yarıdaki kötü performansını az da olsa affettirmesiyle oyun dengede gitti.

Ukic'i maç sonuna saklamak isteyen koç Spahija, Jasikevicius'u oyuna aldı.Şu dakikaları kazasız geçelim, maç sonunda Ukic ile galibeyete ulaşabiliriz derken Fenerbahçe bir anda çoştu.Skor önce Sean May'in sayısıyla 66-65'e geldi, daha sonra Ömer Onan'ın üçlüğüyle 69-65 oldu.Hücuma katkısıyla da yetinmeyen Ömer, Spanoulis'e de son periyotta nefes aldırmadı. Olympiakos, hücum ribandı ile verdiğimiz şansı hatalı yürüme ile geri iade edince rahatladık.Üstüne önce Jasikevicius'un 3lüğü, daha sonra Emir'in Ömer'in girmeyen sayısını tamamlaması farkı 8 sayıya kadar çıkardık.Emir'in de çoşması ile maçın bitimine 1.10 kala fark 10 sayı idi.

Periyot sonlarını maç boyunca kötü oynamıştık ama bu sefer son dakikada tam anlamıyla çoştuk.Önce Ukic 80-70 yaptı ardından Ömer Onan fast-break ile 82-70 ve son alarak maç biterken atılan HELAL OLSUN dedirten sayı.84-70

Genel olarak maça baktığımızda Ukic yine her zamanki gibi müthişti ama özellikle beğendiğim oyuncular Emir ve Tomas idi.Tomas zaten maçın en skorer ismi, kritik dakikalarda kritik sayılara imza attı.Emir de hem hücumda hem savunmada çok gayretliydi.Bu sene genel olarak düşük form gösterse de kendini toparlayacağını umuyorum.Fenerbahçe Emir'i de kazanırsa Final Four'a bir adım daha yaklaşmış olur.

Bunların dışında Ömer Onan son periyotta savunmada ve hücumda harika oynayarak maçı o dakikalarda koparan isim oldu.Kinsey zaman zaman çok iyi savunma yaparak takıma katkı sağladı.Sean May de ilk yarıda saç baş yoldursa da son periyottaki mücadelesiyle kendini biraz olsun affettirdi.

Jasikevicius takıma uyum sağlayamaması nedeniyle bir çok top kaybı yaptı demiştik, bunu takımın ona uyum sağlayamaması nedeniyle diye düzeltsek daha doğru olur.Zaman içinde bu problem aşılacaktır elbet.Ama kötü oynasa da onu izlemek ayrı bir zevk tabi.

Karşımızda Avrupa'nın belki de en büyüğü, sahasında 20 maçtır kaybetmiyor, seyirci desteği muazzam, skor 84-70 Fenerbahçe Ülker galip...

Bununda işini bitirdik sıradaki Avrupa devi gelsin bakalım...

4 Ocak 2011 Salı

Kritik Galibiyet

Yeni yılın ilk iş gününde metrobüsle salona doğru yol alırken ne Efes maçı heyecanı ne de Galatasaray CC mağlubiyetinin moralsizliğini yaşıyorduk. Zaten iş günü olmasının da etkisiyle olsa gerek salon çevresinde de salonda da pek bir coşku yoktu öyle. Her ne kadar resmi anons gelmese de maçı 7-8 bin Fenerbahçe taraftarının izlediğini sanıyorum. 


Vidmar'ın sakatlığının ardından zorluk düzeyi yüksek her maçta olduğu gibi maçın başında hücumda da savunmada da ritm bulmakta çok zorlandık. Buna Rakocevic'in ve Kerem Gönlüm'ün ilk dakikalardaki üstün oyunu ve Fenerbahçe'de  geçen sene bugünkü rakibin forması altındayken en çok uğraşılan Kaya'dan başka direnç gösteren kimsenin olmaması da eklenince ilk periyotu geride tamamladık. Açıkçası ikinci periyot Fenerbahçe adına değişen pek bir şey olmadı; ancak Efes'in de ilk periyottaki hücum üretkenliği ikinci periyotun ortalarına doğru yavaş yavaş düşmeye başlayınca maçın en az sayı atılan periyotunu yaşadık.
İkinci yarının hemen başında bulduğumuz sayılar ve devamında gelen savunma direncine Efes'in ilk 7.47'ye kadar sayı bulamaması da eklenince Fenerbahçe beraberliği yakalayıp ardından da 6.37'de ilk kez öne geçti. Bu dakikadan sonra taraftarın da verdiği inanılmaz destekle Fenerbahçe hücumda daha doğru tercihler kullanmaya ve her zaman olduğu gibi doğru hücumların verdiği enerjiyle savunma direncini artırmaya başladı. Nitekim 25. dakikadan 32. dakikaya kadar süren 11-0lık seride maçın kopmasında büyük rol oynadı. Üstüne bir 12-3'lük seri daha eklenince zafer kutlamaları erken başlayıp takım da taraftar da erken havaya girince son dakikalarda Tanjevic döneminden hafızlarımıza kazınan o korkulu rüyalı maç sonlarından birini daha oynadık. Ancak son dakika içinde Tomas'ın akıllı sayılarıyla çok kolay bitebilecek bir maçı zor da olsa kazanmayı başardık.


Yine bazı isimlere parantezlerimizi açalım;
Roko Ukic; sakatlığın izlerini üzerinden ilk kez bu maç atmayı başardı. Kırılma anlarında kritik sayılarla yine "Bu benim takımım" dedi. Ancak ben, sanki Jasikevicius transferinin üzerinde bir tedirginlik yarattığını sezdim. Ukic'e Sarunas'ın onu yedeklemek için orda olduğu daha net hissettirilmeli bence.
Kaya Peker, Vidmar'ın sakatlığının ardından üzerine yüklenen ağır sorumluluğun bilincinde gerçekten inanılmaz bir özveri gösteriyor. Kendimi bugün iki Efesli arasında girdiği mücadele sırasında reklam panolarının üstünden düştüğü pozisyonda Kaya'yı ayakta alkışlarken yakaladım. Benim gibi sert bir Kaya karşıtı bile bu hallere geldiyse Kaya artık bünyelerde kabul görmüştür diyebiliriz.
Marko Tomas, bugün hücumda çok yüksek motivasyon ve özgüvenle oynadı, Cibona günlerine nazire yapar gibiydi. Dileğimiz onu hep böyle görmek elbette. 
Sarunas Jasikevicius hakkında burada kendi takımımın oyuncusu olarak yazı yazmak bile inanılmaz bir duygu. Henüz takımla antremana çıkmamasına hatta lisansı bugün çıkmasına rağmen ilerleyen maçlarda izleyeceğimiz Saras'tan kısa kesitler sundu. Sayıya dönüşen 3 asist kadar da diğerlerinin beklemediği anlarda gelip sayıya dönüşemeyen müthiş paslar vardı. Daha geçen hafta Ukic dinlenirken takımın Greer önderliğinde saçmaladığını düşününce Jasikevicius çölde bir vaha gibi adeta. Hakkında pek bir maç değerlendirmesi yapamıyorum; çünkü henüz kendime sahadaki 13 numaralı oyuncunun Saras olduğunu inandırmakla meşgulüm.


Aslında Lavrinovic'in bir türlü olmaması, Preldzic'in yine yokları oynaması, takım savunmamızın ritminin sezon başına göre çok düşmesi, son periyotta laubali tavrımız nedeniyle maçı nerdeyse armağan edecek olmamız gibi yukarıdaki olumlu noktalara karşı açılabilecek pek çok olumsuz parantez de var. Ama kalitesi düşük geçen ve uzun süre geride götürdüğümüz maçı iyi bir geri dönüşle aldığımız varsayımı ile yazıyı kapatıp o olumsuzlukları şimdilik kritik bir dönemdeki kritik galibiyet hatrına erteleyelim. 


Son olarak Jasikevicius ulan !


Not: Efes Pilsen tararfı Maçın esas oynanması gereken günün Pazar olması ve Saras'ın lisansının bugün çıkarılması gerekçesiyle itirazda bulunmuşlar. Olumsuz bir sonuç çıkacağını sanmıyorum ama değinmeden geçmeyelim.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Sarunas Jasikevicius Fenerbahçe'de !


Daha çarşamba günü Galataray CC maçını izlerken dost sohbetinde adı geçmişti "ah keşke" diye. Tamamen spontane gelişen bir konuşmadan çok değil 2 gün sonra resmi açıklama geldi Jasikevicius ile prensipte anlaşıldığına dair. Roko Ukic-Jasikevicius ikilisinde bir de Engin Atsür'ün döneceğini düşünürsek bence Euroleague'in en iyi guard rotasyonlarından birine sahip olduğumuz çok açık. 


Rytas maçlarında izleyebildiğim kadarıyla (Rytas-Fenerbahçe Ülker, Rytas-Barcelona) her ne kadar savunmada yaşının getirdiği zaafları olsa da hücumda hala Avrupa'nın en iyilerinden biri olduğu çok açık. Ukic'in olmadığı maçlarda ya da dinlendirildiği anlarda saçmalayan hücum hattımızı toparlayacak ve birkaç seviye yukarı taşıyacaktır kesinlikle. 


Mevcut takımının kariyerine başladığı takım olduğunu ve o takımın da şu anda TOP16'da olduğunu düşünürsek ortada bir transfer başarısı olduğunu da vurgulamak ve emeği geçenleri de kutlamak lazım. Son olarak 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen ile Panathinaikos forması altında Abdi İpekçi'de canlı izlerken imrenmekten öte kıskandığım Sarunas'ı çubuklu altında izlemek inanılmaz bir duygu olacak, şimdiden sabırsızlanıyorum.


Not: Aşağıda daha 15 gün önce devleştiği Barcelona maçından resitalini izleyebilirsiniz.

9 Aralık 2010 Perşembe

Onurlu Duruş



Aslında ayrıntılı bir maç yazısı düşünüyordum Barcelona maçı için ama açıkçası ilk yarıdaki basketbol biraz hevesimi kırdı. O yüzden maç sırasında başladığım yazıyı yayınlamak yerine ikinci yarı gösterdiğimiz onurlu duruşa dikkat çekmek istiyorum. 


İkinci yarının hemen başında Roko Ukic önderliğinde başlayan direniş maçın son dakikalarına kadar sürdü. Zaman zaman tekrar artan zaman zaman da 2 sayıya kadar düşen farkı kapatabilmek için şanslar da bulduk ama ya yanlış hücum tercihleri ya da maçın tansiyonundan kaynaklandığını düşündüğüm acele atışlar yüzünden bir türlü o kritik sınırı aşamadık ve her ne kadar 6 sayılık farkla karşılıklı averaj avantajımızı korusak da kazanabileceğimiz bir maçı mağlup tamamladık. Ancak Fenerbahçe'nin ikinci yarıda gösterdiği onurlu direniş ve muazzam çaba görülmeye değerdi. Tanjevic döneminde tamamen kaybettiğimiz takım karakterini kazandığımızın göstergesiydi bu maç. Geçen sene olsa bu takım fark 14'e çıktığı sırada asla üçüncü periyottaki isyanı ortaya koyamaz ve maç muhtemelen 20'nin üzerinde bir farkla sona ererdi. Koç ve oyuncular ile geçen senelere inat salona koşan seyirci ile artık Fenerbahçe Ülker, korku duyulan bir takım haline geldi. 


Parantez açmak istediğim bir kaç kişi var takımda:
Roko Ukic; gerçekten kariyerinin en verimli dönemini oynuyor, çok istikrarlı bir görüntü çiziyor, takımın ikinci yarı gösterdiği onurlu direnişte de başı çeken oydu zaten.
Mirsad Türkcan, yaşı ilerledikçe daha bir özverili oynuyor. 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda Hırvatistan maçının son anında attığı basketle maçı uzatmaya götürdüğü günkü özverisini hala gösteriyor. Hani (benim için yazması daha uygun olan spor olan) futbolda bir deyim vardır "tekmeye kafa sokan oyuncu" diye. İşte Mirsad, öyle bir basketbolcu. Daha nice ribaundlara Mirsad...
Kaya Peker, açıkçası diğer pek çok Fenerbahçe taraftarı gibi beni de pek memnun eden bir transfer değildi. Kaya'nın basketboluna herhalde kimsenin diyecek bir şeyi yoktur ama rakip olarak bize karşı oynadığı maçlarda hem tahrike müsait biri olması hem de nispeten çirkef yapısı bu hoşnutsuzluğu doğuran sebeplerdi. Sezon başında pek süre almayan Kaya, Vidmar'ın sakatlığının ardından gerçekten de bambaşka bir kimliğe büründü ve inanılmaz bir özveri gösteriyor. Bugün de gerçekten müthiş arzulu oynadı. Kendisini hala çok sevmesem de tebrik ve teşekkür etmek gerek.

Hakem üçlüsü, bence genel anlamda Murat Kosava'nın abarttığı kadar kötü değillerdi. Hani ucuz diye iddia edilen faullerin benzerlerini Barcelona'ya da çaldılar ama bence o son dakikalarda Kinsey-Kaya ikilisinin Lakovic'ten çaldığı topta çalınan faul gerçekten maçı bir taraftan alıp diğerine verdi. Yine de öyle isyan edilecek bir yönetim yoktu bence.


Taraftara da değinmek istiyorum. Gerçekten bu sene taraftarın takımla barışması için önemli adımlar atılmıştı. Aydın Hoca'nın dönüşü, Mrsic'in teknik kadroda yer alması, Tanjevic ve branşın belalısı Mahmut Uslu'nun gidişi, doğru transferler ve hoca seçimi dışında camiada aniden yakalanan bir hava; geçen sene Euroleague yönetiminden seyirci uyarısı alan Fenerbahçe Ülker'i bir anda turnuvanın en yüksek seyirci ortalamasıyla oynayan takımı haline getirdi. Ancak her maç kapalı gişe oynansa da seyircinin salonda istenen efektiflikte olduğunu söylemek mümkün değil. 15 bin civarında bir seyircinin rakip ve hakemler üzerinde yaratabileceği baskı bunun çok çok üzerinde olmalı bence. Zaten Fenerbahçe hücumları sırasında söylenen mıymıy besteler takıma en ufak bir etki yapmıyorken, en azından rakip hücumlarında ıslıklarla boğulmalı rakip takımlar. Benim gözlemim maçlarda taraftarın takımı ateşlemesi gerekirken takımın iyi oynadığı dönemde taraftarı ateşlediği şeklinde. Bu büyük seyirci kitlesini artık daha etkili kullanmaya başlamamız gerekir diye düşünüyorum. 


Daha önce de belirttiğim üzere 6 sayılık fark dolayısıyla averaj avantajımızı koruduğumuz için artık Montepaschi Siena maçının önemi daha büyük. Orada gerçekten çok bilinçli ve bu sene değişen kadrosuna rağmen kalıplaşmış basketbol oynayan bir takımla çok kalabalık olmayan ama basketbolu iyi bilen bir seyirci önünde oynayacağız.  Eğer orada kazanırsak gruptan lider çıkma şansımız çok yüksek. Ben bugün ikinci yarıda gösterdiğimiz karakteri gösterir, savunmada klasik sertliğimize döner ve hücumda ısrarla doğru tercihleri denersek orada kazanabileceğimize inanıyorum. 


Son olarak bizi Barcelona'ya yenildiğinde üzülen, "nasıl kaçırdık elimizden" diyen bir taraftar kitlesine dönüştürdüğü için emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler...




Fotoğraflar, fenerbahce.org'dan alınmıştır.