Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2012 Perşembe

"Nükteli Galatasaray Uslübu(Üslubu)"


Ünal Aysal'ın "25 milyonun 20 milyonu açıklamasını" ve akabinde gelen "Nükteli Galatasaray Uslübu" açıklamasını hatırlarsınız. Sayın başkanın ifade ettiği "Nükteli Galatasaray Uslübu", 20 milyon "rakkamı" ile sınırlı kalmadı resmi siteye bile yansır hale geldi, bu keyifli nükteleri son olarak Galatasaray Medical Park-Fenerbahçe maçı yazısında görmek mümkün. Keyifle detaylandıralım:
"Sakatlıkları bulunan Alba Torrens ve Gülşah Gümüşay, yabancı kontenjanı sebebiyleIvanka Matic ve Ticha Penicheiro'nun tercih edilmediği karşılaşmaya takımımız Işıl Alben, Diana Taurasi, Bahar Çağlar, Tina Charles ve Sylvia Fowles beşiyle başladı. Galatasaray Medical Park aleyhine çalınan faullerle geçilen ilk iki dakikayı konuk takım 3-8 önde geçti...........Son bölümde faul çizgisine gitmeyi başaran takımımız 21-21 ile ilk 10 dakikayı geçti. Fowles 9 sayı, 5 ribaund ile oynarken rakibimiz yalnızca 1 asist üretebildi."
Altı çizili bölümle başlıyor ilk nüktemiz. İlk iki dakika faul çalınma niyetiyle amacıyla oynatılmış sanırım. GSMP adına maçın ilk avuntusu da burada geliyor, rakip sadece bir asist üretebilmiş. Ne övünç kaynağı ama...
"... Israrla takımımızın faul hakkını doldurmaya ve rakip takımın çizgiye götürmeye çalışılmasıyla bitime iki dakika kala skor 31-36'ya taşındı. Üst üste potadan çıkan toplarla büyük şanssızlık yaşayan takımımız Bahar'ın son saniye tiplemesiyle soyunma odasına 37-38 ile gitti. Galatasaray Medical Park ribaundlarda 27-18 üstünlük kurarken top kaybında 6-3 geride kaldı. Taurasi 2/12, Pondexter 0/6 saha içi isabetiyle oynarken..."
Bu kısımdaki hedef yine hakemler. Ya burası resmi site, iddianın hedefi belli. 3 Temmuzdan beri hep "malum grup", "herkesce bilinen", "kamuoyunca tahmin edildiği üzere" gibi basma kalıp tamlamalar kullandınız zaten. Zaten resmi sitede olması komedi olan bu iddiayı buraya taşımışsın bari net olun da şu altı çizili kısımda ne anlatmak istediğinizi açık seçik dillendirin. Cümledeki anlatım ve mantık bozukluğunu ise yine "nüktedir nükte" diye geçiştirmeyi tercih edelim. İlk periyottaki asist avuntusunun yanına bu kez de ribaundlarda ve top kaybında kurulan üstünlük ile Pondexter'ın atış yüzdesi ekleniyor.
 "Üçüncü çeyrek 56-60 sona erdi, son anlarda Taurasi'ye yapılan faul es geçildi.Son çeyreğe de aynı beşle başlayan Galatasaray Medical Park, Fowles'ın pozisyonunda verilmeyen basket faul sonrası hızlı hücumlardan yediği sayılarla 8 sayı geriye düştü ve mola hakkını kullandı. McCoughtry'nin sürekli faul çizgisine gelmesiyle skor 58-68'e kadar geldi."
Ve nükteler bu bölümle son buluyor ve genel hatlarıyla gördüğünüz üzere maç yazısı boyunca olduğu gibi burada da hakemlerin faul konusundaki tavrı bir resmi siteye yakışmayacak düzeyde komik-pardon "nükteli" bir biçimde dillendirilmiş.



Bu yazıyı hazırlarken aşırı dozda Galatasaray nüktesine maruz kalınca biz de bir kaç kelam etmek isteriz en "nüktelisinden":

  • Nükteli Galatasaray "Uslübu" istatistiklerle konuşur, bakıın: Fenerbahçe maç boyunca 25 kez serbest atış kullanırken Galatasaray Medical Park'ımızda bu rakam sadece(!) 23cük'ten ibaret. Yine Fenerbahçe aleyhine maç boyu 21 faul düdüğü çalınırken,  Galatasaray Medical Park'ımız aleyhine muazzam sayıda bir farkla(!) 22 faul düdüğü çalınıyor.
  • Süpersonik dünya yıldızı, iyiliğin dostu kötülüğü düşmanı Taurasi'imizin karşılaşma hakemlerince savunulduğu görülmüş olup 4/20 şut yüzdesinin tek sebebi budur.
  • Avrupa'nın açııııııık ara en iyi guardı olan Işıl Alben'imizin sayı atamış olması hakemlerin katı alan savunmasından kaynaklanmıştır.
  • Maç ilk maçta oluşan 14 sayıdan fazla farkla bittiği için saha avantajı Galatasaray Medical Park'ımıza verilmelidir.
  • Başarılar gelip geçmekte, asalet bize yetmektedir.
  • Galatasaray Medical Park'ımız, Fenerbahçe'ye değil Ülkerspor'a yenildiği, yok lan Acıbadem'e, yok yok Universal'e, pardon Grundig'e. Kime yenildik lan biz ?

Not: "Uslübu" değil üslubu olduğunun ve "rakkam" değil rakam olduğunun, hatta 20 milyonun rakam da olmadığının ben de farkındayım ama sayın başkan öyle dillendirmişse nüktedendir deyip dokunmamayı yeğledim.

19 Mart 2011 Cumartesi

Alexus: The God of the Arena

Maçın teknik analizini yapabilecek durumda değiliz açıkçası, söz konusu Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti olunca maçı analiz yapabilecek biçimde izlemek pek mümkün görünmüyor. Zira dün de teknik detaylar, kadro, taktik filan algılayamadığım noktalardı. Kahve seyircisi kıvamında izledim mücadeleyi. Yine de Galatasaray cephesinin maça çok daha konsantre çıktığını ve oyunun çoğunluğunda maçı daha çok istediğini söyleyebilmek için çok da konsantre izlemeye gerek yoktu maçı.


Özellikle ilk yarı da Emre'nin eksikliğinde top çıkarma konusunda sıkıntı yaşayacak takımın bir de bu görevi dün kendi standartlarının bile altında pas yüzdesiyle oynayan Selçuk üstlenince Fenerbahçe ileri çıkmakta ve haftalardır çok iyi yaptığı rakibe önde baskı kurmakta çok zorlandı. Bu görevi üstlenebilecek isimlerden Mehmet ve Özer de kafalarında herhangi bir şablon olmadan bir ileri iki geri oynayınca işlerin yolunda gitmesi de pek mümkün değildi zaten. Aykut Hocanın ikinci yarıya Selçuk-Semih değişikliğiyle başlaması akla yatkın. Zira Selçuk'un sakatlığının üstüne düşük pas yüzdesi ve gördüğü sarı kart ile Fenerbahçe'nin oyunun merkezini ileri taşıyacak bir oyuncuya ihtiyacı, yabancı kontenjanı sorunu ile de birleşince doğru seçim Semih'ti. Nitekim bu değişikliğin ardından Fenerbahçe ileride daha fazla top tutmaya ve ileri daha kolay çıkmaya başladığını görüyoruz. Niang'ın sakatlanmasının ardından da Stoch'un girmesiyle Fenerbahçe kanatlara inmeyi başardı. Hagi'nin hatalı değişiklikleri ve takımı gereksiz geri çekmesiyle de maç Alex'in istediği kıvama geldi ve  o da klasik resitallerinden birini daha sundu. 


Gelelim notlara:
-Alex için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Kendisine sallayanlara inat o tarih yazmaya devam ediyor. Kesinllikle gördüğüm en zeki futbolculardan biri. Futbolu çok seven biri olarak Alex'i toplu/topsuz sahanın içinde takip etmekten büyük keyif alıyorum. Seni, gollerini, asistlerini, enfes hareketlerini ve adamlığını izlediğim ve rahmetli dedemin yalnızca bir kez izleyebildiği Lefter'i bana anlattığı gibi benim de torunlarıma anlatacağım eşsiz bir miras bıraktığın için sonsuz teşekkürler Kaptan.
-Aykut Kocaman, göreve geldiğinden beri orada olmaması gerektiğini iddia edenlere her hafta ders vermeye devam ediyor. Hataları illa ki var ama gün geçtikçe olgunlaşıyor. Dün de hamleleri ile maçı getiren faktörlerden biri oldu. Dileğimiz kendisinin yıllarca burada kalıp futbolculuğundan sonra teknik adamlığıyla da efsane haline gelmesi.
-Genel anlamda Fenerbahçeli futbolcular ortalamalarının altında oynadılar dememiz mümkün; ama yine de maçın sonuna doğru ritm bulup futbol şansını yanımıza alınca galibiyet geldi. Ligin bundan sonraki kısmında daha yüksek konsantrasyon gerektiği şart.
-TT Arena, gerçekten çok güzel bir stat olmuş, taraftar da 60'lara kadar çok güzel bir atmosfer yarattı. Son yıllarda gördüğüm derbilerde en iyi iç saha tribünü performansıydı, tebrik etmek gerek. Fenerbahçe tribünü de maçın genelinde zaman zaman sesini duyurdu, özellikle 1-1'den sonra kontrolü ele geçirdiler, onları da keyifle dinledik. Atmosfer adına tek kötü nokta sahaya yağan maddelerdi. Maçın genelindekiler derbi atmosferine bağlanıp tolare edilebilir; ama son dakikalarda sahaya inen rakı şişesinin açıklanabilir bir yanı yok. Resmen cinayete teşebbüs, daha Eskişehir maçında Batuhan'ın benzer bir olayda yaralandığını düşünürsek Volkan'ın çok şanslı olduğunu söyleyebiliriz.
-Bir de Kazım'a değinmek lazım tabi. Neden Fenerbahçe'de barınamadığını, neden gönderildiğini dün herkese gösterdi. Fenerbahçe taraftarının artık kendisi hakkında en ufak bir soru işareti yoktur herhalde. 
Fenerbahçe çok zorlandığı, genelinde ikinci yarıdaki maçlarda oynadığı futboldan çok uzak bir görüntü sergilediği, oyuncuların gerektiği kadar konsantre olmadıkları bir maçta önemli bir galibiyet aldı. Fenerbahçe ne kadar doğru yolda gidiyor olsa da bazı eksiklikler bu maçta iyice ortaya çıktı. Cristian Baroni ve Özer Hurmacı gibi isimlerin bu takımın birinci alternatifi olabilecek futbolcular olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Şampiyonluk yolunda önümüz gün geçtikçe daha da açılırken azim ve mücadele konusunda gelecek maçlarda dünün üzerine çıkmamız gerektiğini not düşerek geceyi Bağış Erten'in Radikal'deki yazısından başarılı bir analizle bitirelim biz de:


Yıllardır yaka silktikleri, mutsuz oldukları o Saracoğlu atmosferinin bir benzerini kurmuş Sarı-Kırmızılılar. Türk Telekom Arena’da, ismiyle müsemma bir ‘kolozyum’ tadı olduğu kesin. Nitekim, maçın başında Sarı-Lacivertlilerin elini ayağını dolandıran, sonrasında Galatasaraylılara da ekstra maharet sağlayan şey sanırım bu atmosferdi. Yıllardır Fenerbahçe’nin kendi evinde kazandığı gibi oynadı Galatasaray. İyi oynamanın ötesinde bir hırs ve istekle. Tribünlerle senkronize olarak... Ta ki Alex’ denen büyücü devreye girene dek. Önce üç bant bilardo misali Semih’in kafasına nişanladı, sonra da infazı kendi yaptı.
Eğer elinizde oyun bitti derken başlatan, takım düştü derken kaldıran, umutlar tükendi derken çoğalan, üstelik bunu vakur bir eda, asabi olmayan bir klasla başaran bir oyuncu varsa; değil taraftarlarla, o arena aslanlarla dolu olsa gene bir yol bulursunuz. Bu derbiyi de kazandırdı ya, artık onun da kitabı yazılmaz, anıtı dikilmezse kimin yazılacak, kimin dikilecek? Kabul edelim, bu kadar etkili bir oyuncu bu ülkeye hiç gelmedi.

17 Mart 2011 Perşembe

Bir Başka Maç


Bir derbi daha geldi, çattı. İki takım için de ligdeki konumları ne olursa olsun değeri bambaşkadır bu maçların. Nitekim iki takım için de -özellikle sarı lacivertli taraf- bu maçlar, en kötü zamanlarda kaostan çıkış ve camiayı toparlama için ilaç gibi gelmiştir. Keza, şu an Galatasaray'ın ligdeki konumu düşünüldüğünde onların bu maçtan alınacak bir galibiyete fazlasıyla ihtiyaçları var. Camiayla, taraftarla barışması için bir şans takım ve başkan için derbi. Bunun bilinciyle işi sıkı tuttuklarından, iyi hazırlandıklarından eminim ben. Fenerbahçe cephesinin de ilk devredeki maçta rakibi küçümseme hatasından ders aldığını ve rakibin ligdeki sıralamasını göz ardı ederek ciddiyetle çalıştıklarını sanıyorum.

İki cephe için de maçın önemi malum. Ne tahmin etsek, ne kehanette bulunsak zor böyle bir maç için. Sonuçta, söz konusu olan Türk sporunun gerçek büyükleri. Söz konusu olan, sarının laciverte ve kırmızıya aşkı. Yarın da umarım mercan-yeşil zımbırtılar değil Sarı-Lacivert çubuklu ile Sarı-Kırmızı parçalı olur sahada. 

9 Şubat 2011 Çarşamba

Geleneksel Ağlama Dönemi Başladı !

Yine, yeni, yeniden geleneksel ağlama ve mağdur edebiyatı dönemi başladı. Hepinizin bildiği üzere bu dönem, her sene Fenerbahçe'nin şampiyonluk havasına girdiği zamanlara rastlar. Ancak genelde lig sonlarına doğru "Bizim paramız yok, onlar zenginlik içinde yüzüyor", "El değmemiş temiz bir lig istiyoruz", "Yüzde yüz yerli takım", "Kalecileri satın alıyorlar" gibi temelsiz, mantık dışı iftiralarla başlayan ve Fenerbahçe karşıtı kamuoyu oluşturan bu süreç bu sene biraz erkene alındı. Üstelik bu sene ağlakların sayısında da ciddi bir artış var. Bu ağlakların tek tek isimlerini ve söylemlerini anıp sinirlerimizi zıplatmaya gerek yok. Hepsi asılsız, içi boş iddialar zaten. 


Üç yıldız alınca her maçın kazanılacağına, stat yapınca(!) tüm sorunların hallolacağına, devreyi dokuz puan farkla bitirince şampiyon olunacağına inanan yöneticilerden de daha farklısını beklemiyorduk zaten. Elde etmeye çalıştığı başarılarını saha içinde kazanamayan kulüplerin, başarısızlıklarını saha dışında ört bas etmeye çalışmasına yukarıda da belirttiğim gibi alışkınız zaten.


Süper ligin ikinci yarısı ile müthiş bir ivme ile camia olarak birlik ve beraberlik içerisinde yürüdüğümüz şampiyonluk yolunda, bizleri yolumuzdan alı koymaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Kutsal ittifak içerisine girerek ağlamayı adet edinip, Fenerbahçe` nin başarısızlığı için her türlü etik değeri çiğneyen malum çevrelere karşı vereceğimiz en güzel cevap sezon sonunda kalkacak şampiyonluk kupası olacaktır.


11 Ocak 2011 Salı

Ali Sami Yen Stadı

Bugün Türk futbolunda nice olaya tanıklık etmiş Ali Sami Yen Stadı, futbola veda ediyor. Galatasaraylı taraftarlar için yıllardır nice acı tatlı anılarını geçirdikleri bir nevi çocukluklarının geçtiği evden ayrılmak gibi bu. 


Her ayrılık zordur denir; ama bu kadar bağlanmışken, bu kadar aşıkken, bu kadar sahiplenmişken birbirini daha zor herhalde. Zaten ayrılığın acısının hep sonradan çarpması gibi bu vedayı da idrak edemeyecekler şimdi. Ne zaman ki TT Arena'da "bir şeyler eksik sanki" demeye başlayacaklar, o zaman anlayacaklar Sami Yen'in değerini, o zaman anlayacaklar "yeni stat, çok lüks, en modern" laflarının safsata olduğunu, o zaman anlayacaklar bir daha o samimi havayı soluyamayacaklarını. Bunları nasıl mı biliyorum? Dinlediğim "Efsane Maraton" anılarından biliyorum, Parma maçındaki atmosferden biliyorum, hafızamdan silinmek üzere olan meşale şovlarından biliyorum... 
İşin kötüsü bu ayrılıkta özleyince dönüp bir bakıyım da diyemeyeceksin, yerinde başkaları yükseliyor olacak. Stadın duvarları yıkılıp enkaza dönüşürken anılar da onlara katılacak.


Empati yapıyorum, ben bir Fenerbahçeli olarak üzülüyorum Sami Yen'in yıkılmasına. Orayı evi bilenler içinse çok daha zor, onlar için şimdi sonsuza kadar veda zamanı...


Bir Fenerbahçeli olarak Sami Yen anısı bir fotoğraf ve Ali Kırca'nın o enfes şiirinden güzel bir parça ile bitirelim... 
...
Ülkenin yüz yıllık yalnızlığını yendin dünyada.
Duyuldu adın Cezayir'den Çin'e, Kenya'dan Arjantin'e..
Kimsesizliğimizi yendin bir anda,
Yen dedi yendin
...


26 Aralık 2010 Pazar

Florya "Metin Oktay" Tesisleri

Bugün Galatasaray ile Fenerbahçe U17 futbol takımları arasında oynanan mücadelenin devre arasına gidilirken iki takım kalecileri arasında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüş(burasıyla ilgili çelişkili bilgiler alıyorum), sahaya giren bazı canlı organizmalar (ne insan ne de Galatasaray taraftarı demeye gönlüm elveriyor) sahadaki 1994-95 doğumlu Fenerbahçeli futbolculara saldırmış. Çıkan olaylarda Fenerbahçe'mizin genç stoperi Koray Gülsüm'ün, aldığı darbe sonucu burnu kırılmış, diğer Fenerbahçeli futbolcular da irili ufaklı darbelere maruz kalmış. 


Olayla ilgili bizzat olay yerinden aldığım bilgilerde olayların kıvılcımı ile ilgili olarak basında yazan haberlerden farklı bilgiler gelse de bu olayın kabul edilebilir bir tarafı yok. O insan demenin mümkün olmadığı yaratıkların hangi düşünceyle hangi zihniyetle  kendi çocuğu, kardeşi yaşındaki sporculara saldırdığını açıklamak imkansız çünkü. 15 yaşındaki çocukların burunlarını kıracak derecede hayvanlaşabilmek için nasıl bir psikolojiye sahip olmak gerekir bilemiyorum, anlayamıyorum. 


-Amacı insanın kişisel gelişimini ve fiziksel sınırlarını keşfini sağlamak olan spor aktivitelerinin bunları sağladığını gel de anlat bakalım artık sen bu çocuklara. 
-Gel de anlat bakalım o çocukların antreman yaptığı sahalara yazdığın "Spor Kardeşliktir" sloganını. 
-Hadi anlat bakalım ebedi dostluğu. 
-Gel de anlat bakalım o artık unutulmaya yüz tutan dostluk hikayelerini, aynı evde yaşayan Fenerbahçe ve Galatasaraylı futbolcuları... 
-Ne anlatırsan anlat o çocukların yüreklerinden ne bugün yaşadıkları korkuyu silebilirsin ne de bugünden sonra yaşayacakları nefreti.



Fenerbahçe formasını giyen "Taçsız Kral" Metin Oktay, Galatasaray formasını giyen de Fenerbahçe efsanesi Can Bartu. Jübile maçında Fenerbahçe ile karşılaşmak isteğini ileten Metin Oktay'a Fenerbahçe yöneticisi Eşref Aydın'ın 10 dakika da Fenerbahçe forması ile oynaması şartı sunmasına "Şeref duyarım" diyerek cevap veren efsanedir Metin Oktay.

Yazımızı bir Fenerbahçe erbabı olan İslam Çupi'nin Metin Oktay ve Galatasaray üzerine sözleri ile noktalayalım:
"Galatasaray'ı içine yapıştıranlara soruyorum. Galatasaray'ı ancak kendileri ile birlikte mezara götüreceklere sesleniyorum. Şu fenerbahçe filelerinde; çamurla yağmurla, terle anıtlaşan beraberlik golünün yaratıcısı Metin'e çok iyi bakın. Onun şahsında şöyle bir geriyi yaşayın. Metin, 1930 yılından 1947'ye kadar şampiyonluk ve yaka rozetinden mahrum İstanbul'un Galatasaraylı kesimine, kırmızılı bandrayı tekrar çeken bir futbol cengaveridir. Galatasaray'ı etine, yüreğinin içine dikenler için soruyorum; bu fotoğrafın doruğundaki delikanlıyı çok iyi belleyin! orada üç kağıtçılık kaplaması geçirilmiş kaplaması yerine, gerçek Galatasaray'ı bulacaksınız.


Not: Bu maçta yaşanan olayları Ultraslan forumunda "daha bu yaşta terbiye vermek gerekir, iyi olmuş", "keşke birkaç tanesinin daha burnunu kırsalarmış", "16 yaş küçük bir yaş değil, gider yapıyorsa gereğine katlanır" gibi ifadelerle savunanları yukarıda tarifini sık sık yaptığım Galatasaray ve Galatasaraylılık ile ilgili görmediğim için farklı bir kefeye koyuyorum.Bunların türevlerini bazı Fenerbahçe forumlarını açarak da bulabilirsiniz.