24 Mayıs 2011 Salı

"Kocaman" Umutların Sahibi

15 yıl önce mucizevi bir şampiyonluğun baş mimarlarından biri olarak haksız ve buruk bir biçimde veda etmişti, daha doğrusu ettirilmişti "Kocaman" adam Fenerbahçe'mize. Tesadüf budur ya 15 yıl sonra yine Trabzonspor'a karşı alınan yine mucizevi bir şampiyonluğun yine baş mimarlarından biri bugün...


Şampiyonluğun gelmesinden beri içinde olduğumuz ve makul konuşmayı, doğru yazmayı mümkün kılmayan şu ruh halimizi atlattıktan sonra daha ayrıntılı hikayelere, sezon öykülerine başlayacağız; lakin bir an önce söylemek lazım: 
Kupa senin eline bir başka yakıştı be hocam !


Madem biz yazıp çizemiyoruz henüz, Bağış Erten'den bir anekdotla bitirelim:

“...Ama bu şampiyonluğa tek bir imza atılacaksa o da Aykut Kocaman’ındır. Bu ülkede ilk defa tevazu şampiyon olmuştur. İlk defa egolar, özgüvenler değil makullük kazanmıştır. Sırf bu bile kutlamaya değer...” 

22 Mayıs 2011 Pazar

Bugün Fenerbahçeli'nin Bayram Günü !

Kızdık...
Öfkelendik...
Bağırdık, çağırdık...
Küfredenlerimiz de olmuştur elbet...
Ama inancımızı yitirmedik...
"Kocaman" umutlarımızı hep muhafaza ettik...

Yarın erkenden kalkmalı...
Hoş, çoğumuz uyuyamayacağız zaten...
Çubukluyu üstünüze geçirdiğiniz gibi fırlamalı sokaklara...
Kıskanan gözlere inat gururla dolaşmalı sokaklarda...
İnletmeli sokakları "Fenerbahçe" diye gırtlakları patlatırcasına...
Yanmalı meşaleler "Bu dünyayı yakarız" sözlerini gerçeklercesine...

Çünkü bugün
Alex'in insanüstü performansı,
Gökhan'ın "Gönül"leri fetheden arzusu,
Emre'nin bitmek bilmeyen isteği,
Bekir'in çalışkanlığı,
Gökay'ın mütevazi futbolu,
Cesur Yürek Lugano'nın hırsı,
Mehmet'in durmaksızın mücadesi,
Yobo'nun en zor anlardaki soğukkanlılığı,
Niang'ın kritik golleri,
Dia'nın sağdan soldan yardırışları,
Stoch'un o içtenlik dolu çabası,
Volkan'ın en kritik pozisyonlarda kurtardıkları,
Santos'un Antep maçında beni hüngür hüngür ağlatan o golü,
Semih'in şikayet etmeksizin formanın hakkını fazlasıyla vermesi,
Guiza'nın Buca maçında ağladığı ağlattığı golü,
Mert'in Trabzon deplasmanın kurtardığı penaltı
ve 
"Kocaman Umutlarımızın Sahibi"
ile
gelecek zaferi kutlama günü...
Çünkü bugün çok özlediğimiz şampiyonluğun günü...
Bugün Fenerbahçeli'nin Bayram Günü !



Ya yine olmazsa mı?
Alex'in, Gökhan'ın, Emre'nin ve diğerlerinin yaptıklarını küçültür mü?
Bu takımın azmi, hırsı inkar edilir mi?
Emekleri hiçe sayılır mı?
En kötü 2006 ile 2010'un yanına 2011'i de koyarız.
Biz zaten sevinmek için sevmedik ki...




21 Mayıs 2011 Cumartesi

Fenerbahçeli Bloggerlar Şampiyonluk İçin Buluşuyor


Fenerbahçe'yi bloglardan okuyan, yazan bir grup blogger olarak haftalardır sürdürdüğümüz buluşmalarımızı şampiyonluk buluşmasıyla taçlandırıyoruz. İç saha maçlarında geleneksel hale gelen buluşmalarımızın uğurlu geldiğini konuştuk hep. Totemimiz haline geldi blogger buluşmaları. Bir hafta Ali Baba'daydık, bir hafta Nazlı'nın Yeri'nde. Bir hafta Kalamış Park'ındaydık, bir hafta Lefter'i ziyaret için elimizde çiçeklerle Büyükada'da. Beraber Saraçoğlu'na da koştuk, deplasmana da. Nefesimizin yettiğince destek olduk takımımıza.

Ve sezonun sonuna, şampiyonluk maçına geldi sıra. Şimdi son maçta evimizde; Bağdat Caddesinde buluşuyoruz. Eşimizle, çocuğumuzla, sevgilimizle, arkadaşlarımızla, kardeşlerimizle, kolumuza takıp getirdiğimiz kalbi şampiyonluk heyecanıyla atacak tüm sevdiklerimizle beraber geçireceğiz bu Pazar'ı. Beraber sohbet edip, maçı izleyip, şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz. Belki seneye hayata geçireceğimiz yeni bir blogger oluşumun kritiğini yapacağız hepberaber.

Şimdiye kadar kadroya giren, giremeyen tüm bloggerlar olarak 
GELİN, 
KATILIN, 
BAĞIRIN; 
ŞAMPİYON FENERBAHÇE 
diye.

Buluşma Yeri ve Saati: Şaşkın Bakkal Marks & Spencer önü saat 15.00
Oraya gelemeyenler icin: Caddebostan Migros önü 16.30

Not: katılmayı düşünen arkadaşlar yorum veya mail yoluyla bize ulaşabilir.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Emanet Tamam Dede !

Dedem benim için çok özeldi, özeldir. Fenerbahçeliliğimi, bu renklere sevgimi ona, onun bana daha dört beş yaşlarımda anlatmaya başladığı anılara borçluyum. Onun Fenerbahçe aşkının temelinde de sadece dört kez izleyebildiği -ki bazen "üç kez" derdi- canlı izleyebildiği 'Ordinaryüs' Lefter vardı. Futbolunu, samimiyetini, yeteneğini anlata anlata bitiremezdi. Onu izlemiş olma ayrıcalığına erişmiş olmak, yaşamında ulaşabildiği en yüksek noktaydı ona göre. Hatta 6-7 Eylül olaylarında Lefter Dedemizin evine saldırıldığı haberini duyunca gözü dönmüş rahmetli dedemin, İstanbul'a gelmeye kalkışmış, zor tutmuşlar. Canı gibi severmiş anlayacağınız. 


Babamın görevi dolayısıyla hiç aynı şehirde yaşamadım dedemle, ancak bayramlarda görüşürdük. Ama benim kendimi bilmeye başladığımdan beri dedemin evinde ilk hatırladığım baş köşedeki çerçevelenmiş Lefter resmidir. Şimdi kalp illetiyle uğraşan "Lefter" gibi dedem de o derde düştüğünde bana bırakmıştı o resmi "Bana bir şey olursa ona iyi bak" diye... Ama ben iyi bakamadım. Evimizi taşırken nakliye şirketinin işgüzarlığıyla kaybolan kolilerin içinde gitti o resim. Kahroldum, günlerce kendime gelemedim. Hep içimde bir ukde olarak kaldı büyük bir mahcubiyetle. 


İşte dede, dün affettim kendimi sonunda. Senin yıllarca bana anlattığın o efsanenin elini öptüm. "Fenerbahçe'ye kapım her zaman açık, gelin kalın evimde", "Allah hepinizin yardımcısı olsun" dediğinde anladım ki senin anlattığın kadar, hatta daha da öte efsaneymiş o. Belki senin emanetinin yerini tutmaz ama o fotoğrafın yerine yenisini astım bile dede. 



Tribünler inledi binlerce kere

Ver Leftere yaz deftere 

Bitti kalem, doldu defter 
Bu alemde kral Lefter

10 Mayıs 2011 Salı

"Çıkar Penaltıyı"

Ben kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Dedemin Lefter, babamın Aykut Kocaman hikayelerini dinledim küçüklüğümde. Onların öyküleriyle tomurcuklanan Fenerbahçe sevgim, koskocaman bir sevda oldu yıllar geçtikçe. Ama ben böyle hırslandığım bir dönem yaşamadım geçen yıllarda. Neredeyse bir aydır hafta içlerini geçsin diye yaşıyorum adeta. Bir an önce hafta sonu olsun, maç vakti gelsin, alalım geçsin, sonra öbür hafta içi geçsin... Hatta birkaç hafta önce kalan maçlar art arda her gün oynansın, geçsin deseler kesinlikle itiraz etmezdim, keza kalan haftalar için şimdi de aynı durum kabulüm. 

Buraları da ihmal ettik bu aralar. Yoğunluğu bahane etmek mümkün; ancak final haftalarında bile sıkı biçimde yazdığımızı düşünürsek itiraf etmek gerekir ki yazacak takatimiz yok. Bir kere maçı öyle bir stres altında izliyorum ki haddimiz olduğu kadar yaptığımız teknik analizleri filan yapmamız mümkün değil zaten. Elimden geldiğince tarafsız yaklaşmaya çalışan bir insan olarak bu sene uğradığımız haksızlıkların boyutları ve Trabzon camiasının yaptığı çirkinlikler ortadayken hala zaferlerimizin, müthiş mücadelemizin gölgelenmesi çabası 2006, 2008 ve 2010'da yaşadığımız senaryolardan farklı değil. Bu senelerde tüm kamuoyunu yanına alıp "Fakir fukara edebiyatı", "%100 Türk takım Brezilya'ya karşı", "Onlar ligi, biz kupayı", safsatalarının yanı sıra siyaseti ve bakanları da yanına alan zihniyet bu sene de aynı taktiği izliyor.

Daha önce "Allah'ın Sopası Yok!"  ve "Ağlama Değmez Hayat..." yazımızda uzun uzun anlatmıştık, ondan tekrar yazıp sinirleri hoplatmaya gerek yok.
Sözün özü
Hakemlerin kütüklerini araştırıp bildiri yayınlayan, rakibin her maçından sonra hakemlere yüklenip sonra da "Biz hakemler hakkında konuşmuyoruz" diyen, 
Her hatalı gol için rakip takımın rakibinin kalecisine laflar söyleyip kendileri aynı hata ile gol bulduğunda "olur böyle şeyler canım, ben şaka yapmıştım, ama 'V.Babacan' Fenerliye atmıştı" diyen, 
Kendilerine verilen haksız penaltı için "ne olacak canım maç 3-0, çıkar penaltıyı 2-0 olur" diyip, rakibin penaltıları için her hafta ortalığı yangın yerine veren
camiaya karşı
 verilecek en iyi cevap
işte bu:
Fenerbahçe ligde kötü durumdayken, puanlar kaybederken; "oyuncular kötü, hoca stajda"; ama işler yolundaysa "hakemler satılmış, kaleciler satılmış, fenerasyon" safsataları. 
Kusura bakmayın ağır olacak ama; sizin beyinleriniz "satılmış". Beyinleriniz "engelleniyoruz, yolumuz kesiliyor, hakkımız yeniyor" gibi mantık dışı söylemlerle alıkoyulmuş durumda. 
Kutsal ittifak içerisine girerek ağlamayı adet edinip, Fenerbahçe'nin başarısızlığı için her türlü etik değeri çiğneyen bu çevrelere karşı verilecek en güzel cevap sezon sonunda kalkacak şampiyonluk kupası olacaktır. 
Onlara bu yarıştan düşen pay da yine, yeni, yeniden ağlamak olacaktır...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Kalpleri Fetheden Renkler...

Fenerbahçe , mahallenin bitirimleri Zeki ile Metin'i beresine konuk olandır. Hababam Sınıfı'nın tümden şapkalarına renk veren takımdır Fenerbahçe. Nazım Hikmet'in kalemine esin olmuştur sarının laciverte aşkı. Gol kralı Kemal Sunal'ın en büyük düşü bu takıma bir maçta 6 gol atmaktır. Fenerbahçe, hayatın ta kendisidir. Kiminin neşesi, aşkı; kiminin nefretidir. 
Bazen kalpleri fetheden renklerdir Fenerbahçe, bazen "Günahların takımı"dır. Hiçbir sevap, seninle işlediğim günahlar kadar mutlu etmemiştir Fenerbahçem.


Fenerbahçeli Olmak


"Nurizade Ziya Songülen olmak isterdim baharında 1907`nin,
Yanında iki kafadar dostu ile,
Belki bilir, belki bilmez attığı tohumun büyüklüğünü,
Sarı beyaz diye başlayan, ardından sarı lacivert olan,
O büyük heyecan ve gurur renklerinin,
İlk ve kurucu başkanı olmak isterdim.

Ayetullah Bey olmak isterdim yüzyıl evvelinde,
Bir efsanenin doğumunu çıplak gözlerle izlemek,
Futbol aşkıyla çıkılan bir maceranın ikinci başkanı olabilmek,
"Ben Fenerbahçeli`yim" diyecek kadar sahiplenmek isterdim,
Kadıköy`den doğan güneşi.

Topuz Hikmet olmak isterdim 1910`larda,
Bayrak kırmızısının üzerine meşe yaprağını,
Sari lacivert ile bezeyip,
Dünyanın "en büyük sevgisiyle bağlanılacak" armasını,
Nesillerden nesillere aktarılacak,,
En güzel ask mührünü çizmek isterdim.

Sağ haf Arif olmak isterdim Çanakkale Savaşı zamanlarında,
Bir cepheye koşup ülkemi savunmak,
Bir sahaya koşup FENERBAHÇE`mi yüceltmek için,
Tek canımı ülkeme verirken,
Aklımda sari-lacivert yarim ile toprağa düşmek isterdim.

Dalaklı Hüseyin olmak isterdim,
Bir büyük destanîn ilk teknik direktörü olmak,
Gönüllerdeki resim galerisinde,
İlk komutan fotoğrafı olmak isterdim.

Galip Kulaksızoglu olmak isterdim, Ardından binlercesi gelecek,
Her birinin ayrı bir kıymeti olacak,
Her biri binleri, onbinleri, milyonları coşturacak,
Bazen bir tanesi için herseyimizi vereceğimiz,
O gollerin birincisini atan olmak isterdim.

Zeki Rıza Sporel olmak isterdim,
Forması santraya katlanarak getirilen,
Öpülerek teslim edilen bir bayrak gibi,
Türk futbolunun ilk büyük golcüsü,
FENERBAHÇE`nin ilk futbol efsanesi olmak isterdim.

Cihat Arman olmak isterdim,
Sarı kazağından esinlenerek,
Kanarya sembolünü vermek Fener`e,
Kale direklerinin içinde bir duvar,
Rakiplerin bile gıpta ettiği,
"Uçan kaleci" olmak isterdim.

Saraçoğlu Şükrü olmak isterdim,
Delicesine sevdiği renklere 16 sene başkan olmak,
FENERBAHÇE Başkanlığı`nı,
Başbakanlıktan öte tutmak isterdim.

Dağlaroglu Rüştü olmak isterdim,
27 Mayıs`in ihtilal komutanlarına,
"Bu Kulübü işgal kuvvetleri kapatamadı. Sen hiç kapatamazsın" diye
kafa tutan,
FENERBAHÇE`nin tarihini yazan adam olmak isterdim.

Lefter Kucukandonyadis olmak isterdim,
Futbolunu görmesek bile hayran kaldığımız,
Dinlediklerimizle kalbimize taht kuran,
Türkiye tarihinin "ordinaryüs profesörü" olmak isterdim.

Can Bartu olmak isterdim,
Ayni gün içinde 2 golü atıp futbol sahasında,
Sonra da basketbol salonunda 28 sayı bırakmak,
Ezeli rakibinin potasına,
Türkiye`nin "Sinyor"u olmak isterdim.

Didi olmak isterdim 1970`larda,
Basının üzerine kaldırdığı Dünya Kupası`nda,
Ya da futbolun en sevilen ülke olduğu Brezilya`da,
Gördüklerinin çok fazlasını yasadığı FENERBAHÇE Cumhuriyeti`nde,
Aydınlık saçan bir "siyah adam" olmak isterdim.

Cemil Turan olmak isterdim,
Son siyah-beyaz fotoğraflı yılların,
Yıldıza hasret senelerinde Türk futbolunun,
Hani topu alınca ayağına,
Önüne gelene çalımı basan,
Ayaklarıyla düşünen adam olmak isterdim.

Selçuk olmak isterdim,
Kayhan olmak isterdim,
Hüseyin ya da Pesim,
Nezihi olmak isterdim deliliği aşkından menkul,
Rıdvan olmak isterdim,
Oğuz, Aykut...
Ya da unutulan bir sporcusu FENERBAHÇE`nin,.

Faruk Ilgaz olmak isterdim,

... Ya da İslam Çupi,
En güzel kelimelere raks ettiren,
Futbola ve onun sözlerine sari lacivert nefesler veren.

Sadece taraftar olmak da yeterdi bana...
Hüzünde göz pınarlarındaki bir damla yaş olmak isterdim,
Sevinçte havaya kalkan bir yumruk...
Bir damla alin teri,
Bir damla kan olmak isterdim sarı laciverdin üzerine düsen...

Sarının yanında lacivert olmak isterdim,
Ya da laciverdin yanında sarı...

Ben bir kez daha dünyaya gelsem,
Fenerbahçeli olmak isterdim.

Daha da ötesinde dostum,
Ben bir kez daha dünyaya,
Sırf Fenerbahçeli olabilmek için gelmek isterdim...
"




2 Mayıs 2011 Pazartesi

İnandık Size !


İnanıyoruz !
Filenin Efendileri

Herşeye Rağmen Şampiyon !

Aferin Çocuk !
Kafana Kurban Büyük Kaptan !
Sen Bizim "Kocaman" Gururumuzsun !
Taraftarınla Omuz Omuza !