10 Haziran 2011 Cuma

Şampiyonluğun Önemli Kırılma Anları


Şampiyonluk yolunda verdiğimiz zorlu yarışı sezonun fotoromanı yazımızda hafta hafta analiz etmiştik. Şimdi de zaferin perde arkasında kalan kritik pozisyonlarını, kırılma anlarını derledik, buyrun:

Kırılma Anı 1:
Savunmada verdiğimiz savruk görüntü dolayısıyla gelen arka arkaya goller bu maçın gitmesinde etkil olsa da skor 3-2 iken Bünyamin Gezer'in Colman'ın Gökhanla mücadelesinde yerde kaldığı pozisyonda verdiği tabiri caizse "wireless" penaltıda Mert iyi uzanıyor ve gole engel oluyor,
o an anlamını idrak edemesek de bu kurtarış ikinci yarıda alacağımız iki farklı galibiyetin ardından ayrı bir önem kazanıyor ve şampiyonluk yolundaki kırılma anlarından biri, belki de en önemlisi oluyordu.


Kırılma Anı 2:

Fenerbahçe adına gelgitlerle geçen ilk devrenin son maçı öncesi Trabzon'un haftayı galibiyetle kapaması sonrası 12 puan geride başladığı maçta katı Sivas savunmasını bir türlü açamayan Fenerbahçe 75. dakikada Alex'in frikiğiyle kazanıyor ve devre arasına girerken yarıştan tamamen kopmamış oluyordu, sezonun kırılma anları arasında önemli bir yeri de bu frikik golüne ayırmak gerek.
Kırılma Anı 3:
Yeni Malatya hezimeti sonrası Aykut Hoca'nın istifa kararını ve takımdaki Volkan, Gökhan, Emre gibi isimlerin soyunma odasından çıkmasına izin vermeyerek hocayı bu kararından döndürdüklerini biliyoruz. Bu duruma ek olarak takımın Antalya'da tepki yerine büyük bir destekle çiçeklerle karşılanması takımdaki havayı tamamen değiştiriyor ve umut aşılıyordu.
İşte bu zor anda gelen bu destek zaferle biten bu yoldaki en kritik kırılma anlarından oluyordu.

Kırılma Anı 4:


Antalyaspor galibiyetinin ardından Trabzonspor maçında da yıllardır görmeye hasret olduğumuz mücadeleyi asla bırakmayan, hepsi çubuklunun hakkını sonuna kadar veren oyuncularla iki farklı kazanarak ikili averajda öne geçiyorduk. Maçın son dakikalarında açılan "Kocaman Umutlarımızın Sahibisin" pankartı akbabalara karşı Aykut Hoca'ya verdiğimiz desteği gösteriyor ve o pankart sezonun kırılma anlarından bir diğeri oluyordu.
Kırılma Anı 5:
Büyük kaptanın bir kez daha dümene geçip
hat-trick yaparak Fenerbahçemize kazandırdığı Beşiktaş maçıyla birlikte Antalya-Trabzon-Manisa-Kayseri-Beşiktaş serisini kayıpsız geçen ve ilk yarı bir türlü göremediğimiz "takım olma" hüvviyetine kavuşan Fenerbahçe'de şampiyonluk artık daha yüksek sesle dillendirilmeye başlıyordu. 
Ancak akıllarda Almeida'nın farkı ikiye çıkaracak pozisyonu harcaması ve Ferrari'nin atılması, kalıyor ve sezonun en kritik kırılma anları arasında yerlerini alıyorlardı.

Kırılma Anı 6:
Gençlerbirliği'nin düşme hattında oluşu ve kötü hava şartları nedeniyle zorlu geçen maçta Fenerbahçe skoru erken buluyor; ancak arka arkaya yediği gollerle devreye berabere giriyordu. İkinci yarıda bir türlü aradığı golü bulamayan Fenerbahçemizde yine dümene kaptan geçiyor, Niang'a attığı müthiş pası Senegalli ağlara gönderince maç rahatlıyordu. 
İşte bu kritik pas da sezonun kırılma anlarında kendine yer ediniyordu.

Kırılma Anı 7:
Galatasaray taraftarı ve takımı için ligin 10. hafta itibariyle bitmesi ile birlikte sezonun en önemli maçı haline gelmişti Fenerbahçe derbisi. Yeni stadda yıllardır yaka silktikleri Kadıköy'dekine benzer bir atmosfer yaratmayı başardılar da üstelik. Fenerbahçe adına bundan önceki 8 haftada oynanan futboldan uzak bir tabloda geçen maçta bir kez daha kaptan öne çıkıyor, önce attırıp sonra da herkes adeta beraberliğe tavken bir de kendisi sallıyor, ezeli rakibineyse sezon boyu yaşadıkları onlarcasının ardından bir başka hüzün kalıyordu.
Bu maçta Alex'in katkısının yadsınamaz olduğu bir gerçek elbet; ama "Kocaman Gururumuz"un ikinci yarıya Semih-Selçuk değişikliğiyle girip forveti ikilemesi ve sakatlanan Niang'ın yerine Stoch'u alarak kanatlara inmeye başlaması maçı Alex'in istediği kıvama getiren nüanslardı ve bu maç adına kırılma anları olarak bu değişiklikleri seçiyor, Kazım'a da İslam Çupi'nin lavabo ve el sözcüklerini bir araya getiren o vecizesini armağan ediyoruz.

Kırılma Anı 8:
Önceki hafta Bursa karşısında kaybettiği puanla liderliği kaptırıp geriye düşen Fenerbahçe için Eskişehir deplasmanı da sorunlu geçmeye adaydı. Üstelik tutuk başladığı maçta bir de mağlup duruma düşülmesi "acaba" dedirtmeye fırsat bırakmadan arka arkaya gelen gollerle öne geçiyorduk. Uzun süre 2-1'lik skorla istim üstünde giden maçta 85. dakikada serbest vuruştan gelen topta Batuhan'ın kafa vuruşu önce direğe sonra Volkan'ın sırtına çarpıyor; ama futbolun cilvesiyle dışarı yöneliyor ve sezonun göz önünde olmasa da en önemli anlarından biri olarak yerini alıyordu.

Kırılma Anı 9:
 İnanılmaz stres dolu, bir spor müsabakasının çok ötesindeki gerilimle geçen maçta adeta gerçek bir kaleyi savunur gibi defans yapan Gaziantepspor takımına karşı maçın genelinde pek çok net pozisyona giriyor; lakin bir türlü golü bulamıyorduk. Fenerbahçemizin üç net penaltısının verilmediği adeta eziyet gibi geçen maçın 90+4. dakikasında Stoch'un şutunda direkten dönen topu tamamlayan Santos, adeta şampiyonluğu müjdeliyor, Tolunay ve ekibineyse kulübede kudurmak kalıyordu. Olcan'ın ikinci yarının başında direkten dönen şutu ile birlikte bu maçın olduğu gibi sezonun da en önemli kırılma anı bu gol oluyor, artık sesimiz daha gür çıkıyordu:
"Yürüyoruz Şampiyonluğa"

Kırılma Anı 10:
Kamuoyu iki gün önce Trabzon'un Eskişehir'de puan kaybıyla yeniden liderliğe oturma şansı olan bu maçın Fenerbahçe adına oldukça kolay geçmesini bekliyordu. Ancak son yarım saate 3-1 mağlup giren Fenerbahçe kritik bir anda gelen penaltının ardından silkinip kendine geliyor, müthiş bir geri dönüşe imza atıyordu. Yürüyüşümüzün artık durdurulamaz olduğunu idrak edenler de maçtan sonra "Şike, şaibe, para, hakem, aziz" argümanlarına böylesi bir maçta bile başvuruyor, Guiza'yı ve bizi ağlatan o golün sadece Buca kalesine girmediğini tescilliyorlardı. 
Maçın kırılma anı penaltı olsa da işte sadece Buca kalesine girmeyen Guiza'nın o golü, sezonun kırılma anlarından biri oluyor ve liderlik koltuğuna bir daha bırakmamak üzere oturmamızı sağlıyordu.

Kırılma Anı 11:
Yıllardır taraftarına rahat maç izletmemek gibi bir huy edinmiş Fenerbahçe takımı için son maç sendromu da devredeyken maç stresli başlıyordu. Erken gelen golle öne geçmemize rağmen savunmamızın uyuduğu pozisyonda Sivas'ın 1-1'i yakalaması herkesi büyük korkulara sürüklüyordu. Yaklaşık 20 dk bu skorla devam eden maçta devreye bu skorla girersek gerilimle ikinci yarıda çok zorlanacağımız konuşulurken sürpriz adam Selçuk bir kez daha ortaya çıkıyor, yine garip gollerinden birini atıyordu. 
Sezonun son kırılma anı olarak da kayıtlara anı işliyoruz.

Büyük zorluklarla geçen sezonun ardından gelen zaferin kırılma anlarını kendimizce bu şekilde uygun bulduk.
Daha nice şampiyonlukları, nice kırılma anlarını yazmak dileğiyle...

ŞAMPİYON FENERBAHÇE



6 Haziran 2011 Pazartesi

Türkiye - Almanya (U-19)


Antalya'da düzenlenen UEFA 19 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası Elit Tur 7. Grupta ilk iki maçımızda Makedonyayı 3-1, Macaristan'ı ise 6-1 yenmiş olmamıza rağmen Almanya'nın 1 averaj fazlası olduğu için gruptan çıkıp şampiyonaya gitmek için bu maçı kazanmamız şarttı.


Önceki maçlardan Makedonya maçı izlemiştim ama final haftası olması dolayısıyla Macaristan maçını kaçırdım. Makedonya maçında geri düşmüş olmamıza rağmen 90 dakika üstün oyun sergiledik. Geciken gole rağmen kazanma inancımızı kaybetmeyince de Muhammet Demir'in 3 golüyle kazanmayı bildik. Bu maçın daha sonra tekrarını da izleyince genç takımımızın abilerine örnek olacak bir mücadele gösterdiğini daha net gördüm.


Macaristan maçı da skor nedeniyle oldukça ümit verici olunca Almanya maçından büyük şeyler beklemeye başladık. Fakat Almanya maça oldukça iyi başladı. Maçın başında Furkan son adamken topu kaptırınca rakibini faul ile durdurdu, boşta kalan topu Almanya takımı ağlara gönderdi ama hakem öncesinde faulü verince gol geçersiz sayıldı. Milli takımımız verdiği mücadele ile Avrupa şampiyonasına gitmeyi hakketti belki ama hakem o pozisyonda doğru kararı verip avantaja bıraksa beraberlik de yetmediğinden dolayı maçı çevirmemiz çok zor olurdu. Hakem de bu karardan etkilenip maç boyunca bir çok yanlış düdük çaldı.


Dönelim maça, 16. dakikada (hakemin önceki yanlış kararının da etkisiyle) yanlış bir düdükle penaltı çalınınca zaten kötü de oynadığımız için maç artık gitti dedik. Ama bu sene bütün milli takımlar penaltı konusunda çok talihli, Moritz Leitner penaltıyı direğe yollayınca Almanya büyük bir fırsatı tepmiş oldu. Herhalde kırılma noktasının terim olarak tanımını yapmamız gerekse yalnızca o pozisyonu örnek olarak gösterip bırakabiliriz. Penaltıyı kaçıran Almanya 22. dakikada Muhammet Demir'in frikik golünü de yiyince oyundan düşmeye başladı.
İlk yarının sonuna kadar maç ortada gitse de, ikinci yarıda bazı bölümler haricinde oyunun tek hakimiydik diyebiliriz. Bol bol pozisyona giremedik belki ama skorun bize yaramasına rağmen hep karşı yarı sahada ya top çeviriyorduk ya da pres yapıyorduk. Fakat bulduğumuz bir iki pozisyonu değerlendiremeyince maç 75. dakikalara kadar aynı skorla devam etti. Bu dakikadan sonra artık maç sonu heyacanından mıdır yoksa yorgunluktan mıdır takımımız oyundan düşmeye başladı. Kalecimiz Ömer Kahveci'nin ve defansta Sezer Özmen'in yerinde müdahaleleriyle bu dakikaları da gol yemeden atlatabildik.
Sonradan oyuna giren Ali Dere'nin soldan taşıdığı topu içeri ortalamasıyla milli oyuncumuz Okan'ın yerine oyuna giren Nadir Çiftçi kafayı vurdu ama top direkte patladı. Bunun üstüne dönen topta Almanya hızlı hücuma kalktı ama kaleciyle karşı karşıya kalınan topta çok etkisiz bir şut gelince rahat bir nefes aldık, maçı da 1-0 tamamlamayı başardık.


Gelelim maçtan diğer notlara... 
-Milli futbolcularımız Gökay ve Okan izlediğim iki maçta da iyi bir oyun sergilediler. Gökay'ın oyun tarzı tam Emre abisi gibi. Eğer kendini geliştirmeye devam ederse Fenerbahçe'nin ve A-Milli Takımın yeni Emre'si olabilir. Almanya maçında biraz daha pasif kaldı ama Makedonya maçında her top Gökay'a geliyor, oyunu o kuruyordu. Doğru olanı yapıp genelde basit oynasa da ara ara attığı uzun toplarla da tehlike yaratabiliyor. Geleceğin Emre'si dedik ama Emre-Selçuk İnan karışımı bir futbolcu da olabilir.
Okan'a gelince Kayseriye gitmesinden dolayı moralimiz bozuk tabi. Düzenli oynayabileceği bir takıma kiralanmasında bir sıkıntı yok ama sürenin 2 yıllık olması ve Kayseriye satın alma opsiyonu verilip verilmediğinin net olarak belirtilmemesi huzursuz ediyor. Tam Semih'ten sonra alt yapıdan yetişen oyuncu hasretine son verecek derken anlamadığımız tam olarak bilemediğimizden dolayı yorum da yapamadığımız bir takım olaylar oldu ve Okan kadroya bile giremez oldu. Aykut Hoca gibi kendi o gelecekte olmayacağını bilse bile Fenerbahçe'nin geleceğini düşünecek olduğundan emin olduğumuz bir hoca varken, Okan gibi gelecek vaat eden bir oyuncunun Kayserispor'a boşu boşuna yollandığını düşünmüyoruz tabi. Ama inşallah kiralık sözleşmesi söylendiği gibi 2 yıllık değil tek yıllıktır ve Kayseri'ye oyuncuyu satın alma opsiyonu tanınmamıştır. Okan'ın maç performansına gelince, Makedonya maçında da Almanya maçında da Fenerbahçe'de izlediğimizin aksine sağ bekte değil sağ açıkta oynadı. Bek oynarken daha yararlı olacağını düşünsem de sağ açıkta da gayet başarılıydı. Zaman zaman yaptığı preslerle de rakibi zorladı, kaliteli bir oyuncu olabileceğini gösterdi.


-Savunmada Beşiktaş alt yapısından yetişip bu sezonu Rize'de kiralık oynayarak geçiren Sezer oldukça başarılıydı. Penaltıyı yaptıran futbolcuydu ve aynı posizyonda sarı kart da gördü ama bence hakemin kararı yanlıştı. Sezer başta Alman oyuncuyu çekiyor ama Alman oyuncu çekme hareketi geçtikten sonra kendini yere bırakıyor.


-Turnuvada 6 gol atınca ister istemez Muhammet hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor tabi. Attığı gollerle o da kendini kanıtladı ama topa vuruş becerileri iyi olmasına rağmen fiziki özelliklerini ve futbol bilgisini geliştirmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Tabi bahsettiğimiz futbolcu daha 19 yaşında, zamanla bu eksikliklerini çalışmayla kapatabilir. Ben Muhammetten çok oyuna sonradan giren Nadir Çiftçiyi beğendim. Makedonya maçında da gol atamamasına rağmen etkili bir oyun ortaya koymuştu. Önümüzdeki sezon Nadir Kayseri'de, Muhammet Gaziantep'te forma savaşı verecekler. Umarım en azından birisinin yıldızı parlar da bir daha uzun yıllar forvette Colin Kazım gibilerini görmek zorunda kalmayız.


-Şervan Taştan da maçta beğendiğim bir diğer isimdi. Orta sahada hücuma da defansa da gerekli katkıyı yaptı.


Eskiden olsa hiç umudum olmazdı ama artık Fenerbahçemizden yetkililerin, yetenek avcılarının bu maçları belki de(?) izlediğini düşünüyorum. Bence bütün turnuvanın izlenmesi gerekir ama şimdiden fazla iyimser olmaya gerek yok. En azından Türkiye'nin maçlarını izlesinler. Türk futbolcular süper lig takımlarında azıcık bir yetenek kırıntısı gösterseler fiyatları 5-6 milyon eurolara fırlıyor. Buna en iyi çözüm oyuncuları genç yaşta toplayıp oynayabilecekleri takımlara kiraya vermek. Kayseri, Gaziantep gibi takımlar iyice bu oyunculara odaklanmaya başladı, Fenerbahçe'nin de bu vizyonu ortaya koyması gerekir artık.

Avrupa Şampiyonası Romanya'da 20 Temmuz-1 Ağustos arası yapılacak, NtvSpor elemeleri yayınladığı gibi şampiyonayı da canlı yayınlarsa güzel olur tabi.


3 Haziran 2011 Cuma

Alexle Sonsuza

Bugün itibariyle sarı lacivertle buluşalı tam 7 sene olmuş... Alex de Souza... Kimilerine göre küçük maçların büyük oyuncusu, kimilerine göre koşmuyor, mücadele etmiyor... Bana ve pek çok Fenerbahçeli'ye göreyse Tanrının Fenerbahçe'ye bahşettiği bir futbol ilahı. 

Kendisi ile gönül bağımız Fenerbahçe'ye transferinden çok öncesine championship manager yıllarına dayanır. Parma'dan kendisini 6,5 milyon pounda Fenerbahçe kadrosuna kattığımda daha 25 yaşındaydı. İlk ısınamadı takımına ama çok geçmeden baklava dilimi (diamond) orta saha oynamaya mecbur etti benim gibi tipik bir klasik 4-4-2 sevdalısını. Derken takvimler 2004 yılının martını gösterdiğinde Fenerbahçe ligde Beşiktaş'ın 11 puan gerisinden gelmiş o mütevazi kadrosuyla liderliğe yükselmiş, artık herkes şampiyonluğu yüksek sesle telaffuz etmeye başlamıştı. Ama beni bu şampiyonluk kadar heyecanlandıran bir dedikoduda artık iyice ayyuka çıkmaktaydı. CM'de birlikte harikalar yarattığımız Alex de Souza Fenerbahçe yolunda diyordu medya ısrarla. Fenerbahçe, şampiyonluğa doğru her hafta yaklaşırken, Alex sesleri de daha yüksek çıkmaya başlamıştı. Ha bitti ha bitecek derken bu kez takvimler 3 haziranı gösterdiğinde FBTV'de Alex klipleri dönmeye başladı. Tamamdı artık, sanal gönül bağımız gerçeğe dönüşmüştü. 

İğne deliğinden iplik geçirir gibi attığı çalımın ardından ustaca bir vuruşla İstanbulspor ağlarını havalandırdığı o ilk golü son hafta Sivas'a attığı frikik golü kadar iyi hatırlıyorum. Her hareketi, asisti, golü, her cümlesi aklımıza kazındı geçen 7 yılda. Muhteşem yeteneğinin, müthiş futbol zekasının, asistlerinin, gollerinin, inanması güç istatistiklerinin yanında efendi bir kişiliğe, üst düzey iş ahlakına da sahip istikrar abidesi bir profesyonel o. 



Bir gün gideceksin buralardan kaptan. Arkandan sallayanlar da olacak hala.Yıllardır havaalanında "10 Alex eder" diye karşıladıkları adamları kovalayarak gönderenlerlere inat binler, on binler gelecek seni uğurlamaya. Biz seni uğurlarken gözyaşlarımıza engel olamazken senin de gözlerin yaşaracak bize baktıkça, dedim ya gönül bağımız var. Seni, gollerini, asistlerini, enfes hareketlerini ve adamlığını izlediğim ve rahmetli dedemin yalnızca bir kez izleyebildiği Lefter'i bana anlattığı gibi benim de torunlarıma anlatacağım eşsiz bir miras bıraktığın için sonsuz teşekkürler Kaptan. 

 7 yıldır  "Koşmuyor, Küçük Maçların Büyük Oyuncusu, Mücadelesi Yok" deyip tükürdüklerini yalamaya doyamayanlarsa kusura bakmasın ama kendisini rakip olarak çubukluyla görme kabusu iki yıl daha bu topraklarda. 




10 Numaralı Formasıyla De Souzaaa.... ALEX !!!

24 Mayıs 2011 Salı

Şampiyonluğun Fotoromanı

İşte başlıyoruz.
Seyircisiz maçta Antalyaspor'u 4-0 mağlup edip zirveye oturuyoruz
başladığımız yerde bitirmek üzere
Savunmadaki savruk görüntümüz kalemizde art arda golleri getirirken
Aykut Kocaman'ın Alex'i 75 dk kenarda tutması basındaki akbabaların eline kozu veriyordu.
O gün farkında olmasak da Lugano ve Mehmet'in golleri ile Mert'in çıkardığı penaltı bugün şampiyonluğu kutlamamızda rol oynayan nüanslardandı.
Şampiyonlar Ligi'nin ardından bu maç öncesi 120dklık mücadele sonucu UEFA'dan da elenen Fenerbahçe seyircisiz oynadığı maçta Manisa'yı 4-2 yeniyor,
maçın en büyük kazancı Gökhan'ın sakatlığında hocasından formayı kapan ve 3 asistle yıldızlaşan Okan Alkan oluyordu.
Dördüncü hafta zorlu Kayseri deplasmanına çıkan Fenerbahçemiz, sahada hiçbir varlık gösteremeden 2-0 mağlup ayrılırken kaptan Alex'in devre arası oyundan alınması ve ardından yenilen goller ile sakatlanan Yobo'nun yerine yedeklerde stoper olmaması Aykut Kocaman'a sallamaya hazır akbabalara yine gün doğuruyordu.
Kadıköy'deki ilk seyircili maçta Fenerbahçe ilk yarıda sezonun en iyi futbolunu oynuyordu.
Özellikle ilk yarıda Niang ve Dia'nın sayısız gol pozisyonunu kaçırdığı maç son dakikalarda beraberliğe taşınıyor, homurdanmaların sesi giderek yükseliyordu.
Kasımpaşa'nın sahasındaki bakım çalışmaları nedeniyle Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan maçta Fenerbahçe sayısız gol pozisyonuna girip 6-2 kazanıyorsa da kendi kalesinde ligin en zayıf takımlarından birine karşı verilen pozisyonlar "acaba?" sorusunu da beraberinde getiriyordu;
lakin maç sonrası Alex'in Aykut Kocaman hakkındaki açıklamaları aralarındaki sorun iddialarına noktayı koymasa da camiada bir rahatlama yaratıyordu.  
Geçen haftaki galibiyetin de moraliyle arzulu futbol oynayan Fenerbahçe Niang'ın gösterdiği üstün performansla Gençlerbirliği'ni alt ederken taraftarın özlediği forvete kavuştuğu adeta tescilleniyordu.
Alex'in ve Selçuk'un yokluğunda farklı bir oyun kimliği ile çıkan Fenerbahçe, güzel futbol oynadığı Konya'yı dört golle geçiyor; üst üste gelen üç galibiyet umut vermeye başlamıştı.
Fenerbahçe'nin Kadıköy'de Galatasaray'a karşı 10 yıllık üstünlüğü ve önceki hafta Galatasaray'ın içine düştüğü kaotik durum kamuoyunda farklı Fenerbahçe galibiyeti beklentisi oluşturmuştu.
Daha sonra Aykut Hocanın da kabul ettiği üzere hatalı oyun şablonu ile Galatasaray'ın oynatmamaya yönelik futbolu oyunu kilitliyor, maç golsüz sona eriyordu.
Karşılaşmadan geriye yukarıdaki komik görüntü kalıyordu :)
Geçen seneki travmanın anıları ile çıkılan maçta Fenerbahçe baskılı ve istekli futboluyla sayısız pozisyon ürettiği ilk devreyi tek golle önde kapatmasına rağmen ikinci yarı nispeten oyundan düşüyor ve skor beraberliğe geliyor, son dakikalardaki Fenerbahçe baskısı skor üretmeyince "intikam" sloganıyla geldiğimiz deplasmandan galibiyeti alamadan dönmek taraftarı pek de memnun etmiyordu.
Fenerbahçe için son 2 haftadaki puan kayıplarının ardından kritik hale geçen maçta Fenerbahçe erken gol bulmasına rağmen skor eşitleniyorsa da devreyi Fenerbahçe iki farkla önde geçiyordu. İkinci yarı da karşılıklı birer gol olan maçı Fenerbahçe 4-2 alırken akıllarda soyunma odası koridorlarında Sezer ile Lugano'nun kavgası ve kırmızı kart görmeleri kalıyordu.
Alex'in ilk yarıda attığı golle '100'ler kulübüne girdiği maçın sonlarına doğru oyundan kopuyor ve son 15 dakikada yediğimiz gollerle sahadan mağlup ayrılıyorduk. İstanbul dışında Konya dışında galibiyet alamayan Fenerbahçe bir kritik puan kaybı daha yaşıyordu.
Alex'in daha 23. dakikada hat-trick yaptığı maçta Fenerbahçe Buca'ya karşı 5 golle kazanıyor, altıya inen puan farkı umut aşılıyorken; Emre'nin yokluğunda Gökay'ın futbolu altyapı özürlü(!) Fenerbahçe adına umut oluyordu. 
Geride kalan haftalardaki deplasman performansı ve Olimpiyat Stadı'ndaki kötü geçmişi puan kaybı fikrini doğursa da Fenerbahçemiz yoğun taraftar desteği ile İBB'yi tek golle deviriyordu.
Fenerbahçe'nin Karabük maçıyla ilk kez 3 haftalık kazanma serisi yakalıyor, camiada hava düzelme yoluna gidiyordu
Bu sezon adına Fenerbahçemizin dip maçı olarak anacağım kar altında oynanan bu maçta hiç etkili olamıyor ve Sestak'ın golleri ile mağlup oluyorken "Kocaman Umutlarımızın Sahibi"nin başını yemeye meraklı akbabalar yine yuvalarından fırlıyorlardı.
"Aykut Hoca devrede gidiyor", "Şampiyonluk gitti", "Devre arası operasyon var" dedikodularıyla 12 puan geride girilen maç çok zorlu geçiyor, bir türlü açamadığımız Sivas savunmasını Alex'in müthiş frikik golüyle yıkıyor, devreye umutla giriyorduk.
Kupada Buca'ya yenilerek girilen devre arasında 2.Lig B Kategorisi ekibi Yeni Malatya'ya da mağlup olunarak kupadan elenilmesi sonucu camiada takıma ve teknik kadroya inanç azalmış ve böyle bir atmosferde Antalya'ya gelinmişti. İşte Aykut Kocaman'ın da vurguladığı gibi burada takımın çiçeklerle karşılanması adeta sezon adına milat oluyordu.
Devre arası kampında hazırlık maçında Samsunpor'u da yenemeyen Fenerbahçe'ye kamuoyu yüklenmeye devam ediyordu. Futbolular ve teknik heyet de kampın çok verimli geçtiğini ve ikinci yarı bambaşka bir Fenerbahçe izleteceklerini vaat ediyorlardı:
Aykut Kocaman: En büyük transferimiz, Antalya’yı yendiğimizde ortaya çıkacak takım kimyası olacak. Kamp, çok olumlu mesajlar verdi
Volkan Demirel: 
Bu duruma getiren de biziz, bu durumdan çıkaracak da biziz.
Yobo: "Seri galibiyetlerle çıkışa geçeceğiz."
Emre: "Fenerbahçe adı hep zirvede olmalıdır, biz de sene sonunda oraya taşımak istiyoruz."
İyi oynamadığımız ama kazanmak zorunda olduğumuz maçı yüksek mücadelemiz ve Gökhan'ın mükemmel golüyle kazanırken gol sevincini tüm takımın Aykut Kocaman'a koşarak kutlaması günün notları arasındaydı. Trabzon'un sürpriz puan kaybıyla fark artık 7 puandı.
Maçın başından sonuna kadar mücadeleyi asla bırakmayan, sahada basmadık yer bırakmayan, hepsi çubuklunun hakkını sonuna kadar veren futbolcular vardı bu maç sahada. Ligin en kritik maçında bu konsantrasyonu sağlamak, bu karakteri ortaya koymak çok önemliydi. Okul açıkta küskünlerin dönüşü, taraftarın Aykut Hoca'ya sahip çıkışı maçın güzel notları oluyor ve Fenerbahçemiz gelecek haftalar için umut saçıyordu.
Sahi, Nasıl Koydu Aykut Kocaman?
Takımın geçen hafta Trabzon karşısındaki arzusunu sergileyip sergileyemeyeceği, eksiklerin takımı olumsuz etkileme ihtimali ve Manisa'nın son haftalarda sergilediği başarılı performansa bir de maç içinde hem de 35 dakika gibi çok da uzun olmayan bir süre kaldığında mağlup duruma düşmüş olmak gibi zorlu faktörler varken takımın yüksek mücadele gücü ve mağlup duruma düştükten sonra artan isteği ile maçı 3 golle kazanıyor ve Trabzonsporun berabere kalması ile farkı 2'ye indiriyorduk. Güzel günler yakındı artık.
14 Şubat'ta Kadıköy en büyük sevgilimizle buluşmamıza şahitlik ediyor, futbolcular maç öncesi taraftarara çiçek dağıtıyor, "Bitmez tükenmez aşkımız" pankartıyla çıkarak gerçek aşkı ortaya koyuyordu. Zorlu geçmesi beklenen Kayseri maçını disiplinli ve baskılı oyunumuzla 2-0 geçiyor, takibimizi sürdürüyorduk.
Gelgitlerle dolu geçen maçın kaderini kırılma anları belirliyor, Almeida'nın farkı ikiye çıkaracak pozisyonu harcaması ve Ferrari'nin atılması, durumu lehimize çevirirken kaptan dümene geçip
hat-trick yapıyordu. Bu zorlu maçla birlikte Antalya-Trabzon-Manisa-Kayseri-Beşiktaş serisini kayıpsız geçen ve ilk yarı bir türlü göremediğimiz "takım olma" hüvviyetine kavuşan Fenerbahçe'de şampiyonluk artık daha yüksek sesle dillendirilmeye başlıyordu.
Zorlu serinin ardından çıkacağı nispeten kolay 3 maçın ilki olan Kasımpaşa maçını Alex'in uzak mesafeli frikiği ve Dia'nın ikinci yarıdaki plasesiyle kazanan Fenerbahçemizde, Volkan ilk devrenin son dakikasında bir penaltı kurtarıp takımın ikinci yarıya güvenle çıkmasını sağlarken
bu maç hiçbir rakibin küçümsenmemesi gerektiğini hatırlatıyordu. Bir gün sonra Trabzon Kayseri ile berabere kalınca Fenerbahçe sadece altı haftada dokuz puan farkı eriterek birinci haftadan sonra ilk kez lider oluyordu
Gençlerbirliği'nin düşme hattında oluşu ve kötü hava şartları nedeniyle zorlu geçmesi muhtemel maçta Fenerbahçe skoru erken buluyor; ancak arka arkaya yediği gollerle devreye berabere giriyordu. İkinci yarıda yine dümene kaptan geçiyor, Niang'a attığı müthiş pası Senegalli ağlara gönderince maç rahatlıyor, son dakikalarda Santos skoru belirliyordu.
Fenerbahçemiz, bu kez küme düşme hattındaki bir diğer rakip Konyaspor ile oynanan maçı baştan sona üstün götürerek iki farkla kazanırken sayısız gol pozisyonundan yararlanamıyor, gelecek haftaki derbi öncesi taraftar Kadıköy'den Arena'ya mesajı veriyordu: "Geliyoruz!"
Fenerbahçe genelinde ikinci yarıdaki maçlarda oynadığı futboldan çok uzak bir görüntü sergilediği, oyuncuların gerektiği kadar konsantre görünmedikleri bir maçta önemli bir galibiyet alırken
Alexus, kendisine sallayanlara inat o tarih yazmaya devam ediyor, Galatasaray ise taraftarla barışmayı umduğu bu maçta TT Arena'da ilk mağlubiyetini Fenerbahçe'den alıyordu.
Sonraki gün Radikal Gazetesi'ndeki köşesinde Bağış Erten Alex için şunları söylüyordu:
Yıllardır Fenerbahçe’nin kendi evinde kazandığı gibi oynadı Galatasaray. İyi oynamanın ötesinde bir hırs ve istekle. Tribünlerle senkronize olarak... Ta ki Alex’ denen büyücü devreye girene dek. Önce üç bant bilardo misali Semih’in kafasına nişanladı, sonra da infazı kendi yaptı.
Eğer elinizde oyun bitti derken başlatan, takım düştü derken kaldıran, umutlar tükendi derken çoğalan, üstelik bunu vakur bir eda, asabi olmayan bir klasla başaran bir oyuncu varsa; değil taraftarlarla, o arena aslanlarla dolu olsa gene bir yol bulursunuz. Bu derbiyi de kazandırdı ya, artık onun da kitabı yazılmaz, anıtı dikilmezse kimin yazılacak, kimin dikilecek? Kabul edelim, bu kadar etkili bir oyuncu bu ülkeye hiç gelmedi.
Beraberliğin bile Bursaspor'un ilk iki iddiasını sona erdireceği mücadelede ilginç(!) bir şekilde Ivankov, daha 5. dakikada kale vuruşlarının süresini bir dakikaya götürmeye zorlarken, Bursaspor adeta "Çanakkale Geçilmez"i oynuyor, buna rağmen net fırsatlardan yararlanamazken; akıllarda Semih'e Serdar Azizle mücadelesine çalmayan düdük ile Alex'in 85'teki kafa vuruşunu Ivankov'un 90'dan çıkarması kalıyordu. Artık lider Trabzonspor'du, ipler elimizde değildi.
Tutuk başladığımız maçta erken gelen golle yenik duruma düşmemiz kıvılcımı ateşliyor Caner ve Niang ile skoru aldıktan sonra kontrollü oyuna geçiyorduk. 85. dakikada serbest vuruştan gelen topta Batuhan'ın kafa vuruşu önce direğe sonra Volkan'ın sırtına çarpıyor; ama futbolun cilvesiyle dışarı yönelirken, uzatmalarda Semih'in golü Eskişehir'de skoru beliyordu. 85. dakikadaki o şans anı şampiyonluk yolundaki nüanslara bir yenisini daha ekliyordu.
 İinanılmaz stres dolu, bir spor müsabakasının çok ötesindeki gerilimin etkisiyle yapmak istediklerini tam anlamıyla sahaya yansıtamayan takımımız, adeta gerçek bir kaleyi savunur gibi defans yapan Gaziantepspor takımına karşı maçın genelinde pek çok net pozisyona giriyor; lakin bir türlü gol gelmiyordu. Fenerbahçemizin üç net penaltısının verilmediği adeta eziyet gibi geçen maçın 90+4. dakikasında Santos'un golüyle kazanan Fenerbahçe gerekli mesajı veriyordu:
"Yürüyoruz Şampiyonluğa"
 
Kamuoyu iki gün önce Trabzon'un Eskişehir'de puan kaybıyla yeniden liderliğe oturma şansı olan bu maçın Fenerbahçe adına oldukça kolay geçmesini bekliyordu. Ancak son yarım saate 3-1 mağlup giren Fenerbahçe kritik bir anda gelen penaltının ardından silkinip kendine geliyor, müthiş bir geri dönüşe imza atıyordu. Yürüyüşümüzün artık durdurulamaz olduğunu idrak edenler de maçtan sonra "Şike, şaibe, para, hakem, aziz" argümanlarına böylesi bir maçta bile başvuruyor, Guiza'yı ve bizi ağlatan o golün sadece Buca kalesine girmediğini tescilliyorlardı. 
Stoch'un erken gelen şık golünün ardından tam devreye girilirken Gökhan'ın müthiş ortasını şık kafa vuruşuyla ağlara yollayan Alex, maçı adeta bitiriyordu. İki haftalık yüksek adrenalin dolu maçların ardından Fenerbahçeliler, İBB'ye karşı ikinci yarıyı keyifle rahatça izliyorlar ve gereken mesajı takımlarına veriyorlardı:
"İnandık Size"
Kalan maçlar içinde en zor geçmesi beklenen Karabük mücadelesi beklendiği gibi geçerken, Karabük'te tribünlerden sık sık yükselen "Trabzon" tezahüratlarına ve takımımıza yönelik tepkilere en güzel cevap galibiyet oluyor, şampiyonluk şarkıları ile İstanbul'a dönüyorduk.
Volkan maç sonu sezon sonu bu kadar popüler olacağını bilmeden çok güzel bir laf ediyordu:
"İsterse bütün Türkiye ’Trabzon’ diye bağırsın, biz Fenerbahçeliler kendimize yeteriz"
Maç öncesi gerilimin çok yüksek olduğu, zor geçmesi beklenen maçta Fenerbahçemiz altı golle kazanırken, sezonun yıldızı Alex beş golle yıldızlaşıyordu. Maçın sonlarına doğru tribünler çok konuşan ama boş konuşan Melih Gökçek'in kulaklarını bir bir çınlatırken son hafta öncesi yine gereken mesajı veriyordu:
"Omuz Omuza Şampiyonluğa"
Gerilim, stresi heyecan dolu maçın sonunda nihayet:
FENERBAHÇE ŞAMPİYON
Şampiyon İstanbul'da !
"Yakarız" dedik mi demedik mi ?
Şampiyon kupasına kavuştu 
Senin eline bir başka yakıştı hocam !